<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126</id><updated>2011-09-21T14:58:01.400+03:00</updated><title type='text'>Jeopolitik ve Jeostrateji</title><subtitle type='html'>Türkiye, jeopolitik ve jeostratejik çıkarların kavşağında olan bir ülke. Jeopolitik ve jeostrateji blogu ülkemizin dış politika arayışlarına katkıda bulunmayı amaçlayan bir girişim. Katkılarınıza açık.

Turkey is at the crossroads of diverse geo-political and geo-strategic interests. Jeopolitik ve Jeostrateji blog aims at to contribute in Turkish foreign policy studies. Please feel free to contribute.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>14</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-4013265536579243312</id><published>2007-06-17T13:36:00.000+03:00</published><updated>2007-06-17T13:40:52.063+03:00</updated><title type='text'>Kıyı Savunması Üzerine Notlar</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıyı Savunması, daha doğrusu kahverengi ve iç sularda operasyon konusu günümüzde deniz kuvvetlerinde gelecek projeksiyonlarını yapan ve doktrini oluşturan daireler ile burada şekillenen konseptlere göre geliştirme ve tasarım işlerini yürüten dairelerin başını yeterince ağrıtıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce bazı tespitler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Henüz daha soğuk savaş sonrası ve günümüzde esasen asimetrik tehditler çağı diye adlandırılan döneme ilişkin bir genelgeçer kıyı savunma doktrini kurulabilmiş değildir. Başta ABD olmak üzere, batı donanmalarında bu konuda hem büyük bir kafa karışıklığı vardır, hem de bu kafa karışıklığı maliyetleri şişirerek birçok projenin iptalini beraberinde getiren imalat fiyaskolarına neden olmaktadır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Deniz kuvvetlerinde genel maksatlı firkateyn ve destroyer dönemi kapanmış görünmektedir. Bu konuda yeni proje yok denecek kadar azdır. Genel eğilim, mevcut platformların modernize edilmesi ve özellikle bölge hava savunma ve ileri komuta kontrol kabiliyetini haiz az sayıda platforma destek olarak kullanılmasıdır. Platform sayısı azalmakta tonajlar artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Orta ve büyük platformlarda genel olarak madde 3'te söz ettiğim gelişmeler yaşanırken, okyanusa kıyı ülkelerde ortaya çıkan OPV (karakol gemisi) ihtiyacı genellikle İngiliz River sınıfı tarzı hafif silahlandırılmış platformlar, İspanyol BAM sınıfı hafif silahlandırılmış (ama gelişime açık) platformlar, Alman K-130 Braunschweig sınıfı obez hücumbotlar ile karşılanmaktadır. Tüm bu platformların en önemli ortak noktası DSH kabiliyetinin olmamasıdır. Oysaki saydığım bu ülkeler arasında İngiltere ve Almanya kendi ülkelerinde envantere girmeyen DSH kabiliyetli korvet platformlarını mebzul miktarlarda ihraç ve/veya ortak üretim yoluyla müttefik donanmalara satmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Merkez ülkelerinde ve geleneksel açık deniz donanmalarında OPV tercihinin genellikle hafif silahlandırılmış ve DSH kabiliyeti olmayan platformlarla sınırlandırılmasının temel nedeni, elbette Rusya kaynaklı bir denizaltı tehdidinin büyük oranda ortadan kalkmasıdır. Ancak, dizel elektrik tahrikli denizaltı tehdidi gerek Türkiye gibi merkez kıtanın saçaklarında bulunan ve sorunu sadece Rusya'dan ibaret olmayan ülkeler ile örneğin Güneydoğu Asya’da Malaka Boğazı'nda ve Hürmüz boğazında süre giden büyük stratejik kapışmaya taraf olan ülkeler için hala ciddi bir biçimde varlığını sürdürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Yukarıda söz edilen ülkelerde birçok önemli korvet, karakol botu ve OPV projesi hayata geçirilmiş bulunmaktadır ve ilginç bir biçimde esasen kıyı savunması doktrini de merkez ülkelerce değil biraz da bu ülke donanmalarının deneyimleri ile şekillenecektir denebilir. Bu 'deney' dönemi, satıhtan satha füze kabiliyetli Komar botları deneyimi ile karşılaştırılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Öte yandan deniz kuvvetleri platformlarının büyük bölümünü kaybeden ancak yukarıda bazı örnekleri verilen sıcak stratejik noktalara sınırdaş bulunan Rusya gibi ülkeler de karakol botu, korvet ve OPV konusunda büyük bir atılım içerisindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Kahverengi sularda operasyon gamına son dönemde asimetrik tehditlere karşı savunma ya da genel olarak Anayurt savunması adında yeni bir başlık eklenmiş durumdadır. Bu döneme ilişkin yeni konsept yukarıda da bahsedildiği gibi henüz oturmuş değildir. Ancak, tarihten bazı örnekler bize ışık tutmaktadır. İlk örnek, soğuk savaş döneminde Baltık denizinde süre giden denizaltı kovalamacasıdır. İkinci örnek ise, Kuzey Kore cep denizaltıları ile Güney Kore'ye yönelik konspirasyon operasyonlarıdır. Her iki operasyonda da karşı tedbirler, neredeyse münhasıran küçük ebatlı botlar tarafından alınmıştı. Öte yandan yine yakın geçmişte ABD Donanmasına ait Arleigh Burke sınıfı USS Cole destroyerine yapılan saldırı da asimetrik tehditlerin doğasına ilişkin önemli bir veri sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabaca yaptığımız bu tespitleri, kendi donanma doktrinimiz ile ilişkilendirmeden önce başka konseptleri de tartışmaya açmamız yerinde olacaktır: Ağ Merkezli Muharebe, Tümleşik Savunma, İleriden Savunma vb. vb.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu konseptler, yurt savunmasının birbiri (hatta müttefik platformları) ile tam bir koordinasyon içinde operasyon yapabilecek, bilgi ve taktik resmi paylaşabilecek farklı görev, silah, sensör, denizde dayanım, menzil vb. kabiliyetleri haiz hava, kara ve deniz unsurlarını öngörmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizde (konumuzla ilgili) ağ merkezli muharebe ve tümleşik anayurt savunması kapsamında gerçekleştirilen/planlanan/devam eden başlıca projeler aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karada Konuşlu Sensörler&lt;br /&gt;1. Uzun Ufuk&lt;br /&gt;2. Sahil Güvenlik sahil radarları&lt;br /&gt;3. Türk Boğazları Gemi Trafik ve Bilgi Yönetimi Sistemi Projesi&lt;br /&gt;4. Gemi Tanıtma Sistemleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hava Platformları&lt;br /&gt;1. Deniz Kuvvetleri D/K uçakları (ATR-72 ve CN-235M-100)&lt;br /&gt;2. Sahil Güvenlik D/K uçakları (CN-235M-100)&lt;br /&gt;3. Barış Kartalı projesi (B-737 AEW MESA)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıda sözü edilen sistemler, ülkemizi çepeçevre saran sularda ve havada tüm hareketlerin izlenmesini, füzyon merkezlerinde değerlendirilmesini, olası tehditlere en uygun platformlarla mukabele edilmesini sağlayacak tümleşik bir sistemdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Kuvvetlerimizde bu yeni yapılanmaya ve en yukarıda sözü edilen tespitlere uygun suüstü platformları projeleri aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;1. MİLGEM Karakol ve DSH gemisi&lt;br /&gt;2. 400 tonluk liman savunma ve karakol botu projesi&lt;br /&gt;3. Deniz kuvvetleri üslerinin korunmasına yönelik (insansız suüstü karakol vasıtalarını da) içeren savunma projeleri (AFSUDES)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİLGEM konusunda yapılan tartışmalarda bu platformlarımızın hava savunma yönünden yetersiz olduğu değerlendirmeleri sıkça yapılmaktadır. Konunun yetkilileri için ise bu tartışma oldukça tali bir tartışmadır. Zira MİLGEM projesi, kuvvet ve proje paydaşları için öncelikle ülkemizde savaş gemisi Ar&amp;Ge, tasarım, imalatı ve entegrasyon vb. konularda köklü bir temel ve kapasite oluşturmaya yöneliktir. Anlaşıldığı kadarıyla platform gelişmeye açıktır ve dikine fırlatılabilen hava savunma füzeleri de dâhil olmak üzere birçok farklı silah ve sensörün ileride entegrasyonuna izin veren açık bir mimariye sahiptir. Tüm olasılıklar değerlendirilmektedir ve deniz kuvvetlerimizin belirleyeceği ihtiyaca yönelik modifikasyonlar ileride yapılabilecektir. Parantez açarak, bahse konu platformlarımızda bulunan RAM PDMS kabiliyetinin, bu ölçekte bir platform için yeterli bir nokta savunma kabiliyeti sağladığı belirtilmelidir. Ancak, bu platformlarımızın normalde genel maksat firkateynlerimizin operasyon yaptığı daha yüksek tehdit ortamlarında operasyon yapması planlanıyorsa, o zaman ESSM kabiliyeti aranacaktır. MİLGEM bu konuda tek örnek değildir. Benzer tehdit ortamlarına yönelik olarak şekillendirilen diğer korvet programlarında da (MEKO A-100, Kedah, Sigma I&amp;II, Proje 20380 Stereguschy vb.) PDMS dışında bir hava savunma kabiliyeti -en azından şimdilik- bulunmamaktadır. Bahse konu korvet tasarımlarında SeaWolf, RAM, Kashtan, hatta Mistral sistemleri kullanılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;400 tonluk karakol botlarımızın operasyon alanında hava savunma ihtiyacı bulunmamaktadır. Ancak, 40 mm Bofors Fast Forty iki namlulu baş topunun çok önemli niteliklerinden birisi de hem kara, hem de hava hedeflerine karşı (ki bunlar arasında seyir füzeleri de bulunmaktadır) etkili olabilmesidir. 40 mm top, parça tesirli mermilerin kullanılmasına izin vermektedir. Bu da doğrudan vuruş olmasa bile hasım füzelerine zarar verebilir. Ancak esasen 40 mm top, asimetrik tehditlere karşı iyi bir çözümdür. Limanda demir atan dost platformlara karşı hızlı suüstü deniz vasıtaları ile yapılacak saldırılarda, daha küçük çaplı toplar veya 12.7 mm makineli tüfek yeterli olmayabilir. Yine sahil güvenlik botlarımızda 40 mm top ile elde edilen deneyimin de bu seçimde rol oynadığı, kuvvetin bu çap toptan memnun olduğu ve konsepte uygun bulduğu değerlendirmesi yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, su üstü vasıtalarımızın hava savunmasını yukarıda kısa bir özetini vermeye çalıştığım ağ merkezli muharebe ve tümleşik anayurt savunması modeli içerisinde yeniden düşünmek gereklidir. Bu modelde, su üstünde SM-1, ESSM, Sea Sparrow ve RAM, kıyı ve yaklaşma sularında I-Hawk vd. füze sistemleri planlanmaktadır. Öte yandan, tümleşik sensör ve platformlarımz ile elde edilecek taktik resmin, hava savunma bakımından yüksek tehdit içeren bölgelere hangi vasıtalarımızın tevcih edileceği konusunda esasa dair bir yeri olacaktır. Muhtemelen Selanik açıklarında bir MİLGEM veya YTKB göremeyeceğiz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-4013265536579243312?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/4013265536579243312/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=4013265536579243312&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/4013265536579243312'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/4013265536579243312'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2007/06/ky-savunmas-zerine-notlar.html' title='Kıyı Savunması Üzerine Notlar'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-3696016265413078934</id><published>2007-05-30T00:11:00.000+03:00</published><updated>2007-05-30T00:26:16.601+03:00</updated><title type='text'>Korvet Sınıfı Gemiler</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;Ocak 2007&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;Not: yazının programlar hakkında özet bilgi, görsel malzeme ve karşılaştırma tablolarını da içeren MS WORD formatındaki orijinal formunu edinmek isteyenler, &lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;a href="mailto:modushg@yahoo.com"&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt;modushg@yahoo.com&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;em&gt;&lt;span style="font-family:georgia;"&gt; e-posta adresime başvurabilir.&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korvet sınıf gemilerin nasıl tanımlanacağı konusunda bir muğlâklık söz konusudur. Bunun bir nedeni farklı ülke donanmalarında ve dolayısıyla denizcilik geleneklerinde bu tipte gemilerin farklı şekillerde sınıflandırılmasıdır. Nitekim Türk Deniz Kuvvetleri tarafından korvet olarak sınıflandırılan A79 Aviso (d'Estienne d'Orves) tipi TCG Burak korvetleri, Fransa donanmasında firkateyn olarak sınıflandırılmaktadır.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;[1]&lt;/a&gt; Rus donanmasında, NATO kaynaklarında korvet olarak tanımlanan Grisha, Tarantul vb. sınıfı platformlar karakol botu olarak sınıflandırılmaktadır. Bu örnekler çoğaltılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci bir neden, korvet olarak sınıflandırılmakta olan platformların deplasman, silah ve sensör yükü ve dolayısıyla görevlerinin çok geniş bir yelpazede yer alması olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Korvet ve kıyı karakol gemisinin birçok ortak yönü bulunmaktadır, zira her ikisi de istisnalar olsa da genellikle 55 ilâ 100 metre boy ve 490 ilâ 2500 ton arasındaki gemilerdir.”&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;[2]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nitekim Hint Deniz Kuvvetleri envanterinde bulunan 485 tonluk Abhay (PAUK II) sınıfı korvetlerden, İsveç donanmasında yeni hizmete alınmaya başlayan 72+ metre boy ve 640+ tonluk Visby sınıfı korvetlere, Malezya’nın Kedah (MEKO® 100 RMN) sınıfı 91 metre boy ve 1650 tonluk korvetlerinden, Alman Donanması’nın yeni K–130 Braunschweig sınıfı 89 metre boy ve 1840 tonluk korvetlerine kadar oldukça geniş bir yelpaze söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü bir tanımlama güçlüğü, ülkelerin iç ve dış politik nedenlerden ötürü platformlara korvet adını yakıştırmasıyla ilgilidir. Bu konuda kuşkusuz en son ve en iyi örneklerden birisi de Güney Afrika Cumhuriyeti’nin A–200 Amatola sınıfı korvetleridir. 121 metre boy ve 3500 tonluk deplasmanları ve bu hacme uygun silah ve sensör sistemleri ile bahse konu platform aslında firkateyn tanımına daha uygun düşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korvet tanımı konusunda kanımızca aşağıdaki tanım yol gösterici olmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Korvetler, hızlı (25 knot veya üstü), iyi silahlandırılmış 700 ilâ 2000 ton deplasmanlı ve en çok bölgesel harekâtlar uygun olan gemilerdir. Korvetler genellikle orta tehdit düzeyinde harekât yapmak için gereken sensör, silah ve muharebe sistemlerinin yerleştirilebileceği en küçük platformlardır.”&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn3" name="_ftnref3"&gt;[3]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar hangi tip ve ebatta gemilerin korvet sınıfına dâhil edileceği noktasında birbirinden çok farklı tercihler söz konusu olsa da korvet sınıfı gemilerin geleceğin deniz muharebesinde ve deniz menfaatlerinin korunmasına yönelik barış zamanı görevlerde ne tür işlevler üstlenmesi gerektiği konusunda az çok bir fikir birliği söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korvet Konsepti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;20 yüzyılda yaşanan birçok muharebe ve bunların neticesinde uzun yıllar süren Soğuk Savaş dönemi 90’lı yıllarla birlikte ortadan kalkmış bulunmaktadır. Batı ve Doğu blokları arasında bir saflaşmaya dayanan dönemin deniz kuvvetleri yapısı bugün sürdürülebilir olmaktan çıkmış bulunmaktadır. Nitekim her ne kadar savunma bakanlıkları ve kuvvet komutanlıkları koridorlarında memnuniyetsizlikle karşılansa da büyük donanmaları bulunan ülkelerde deniz platformlarında ciddi indirimlere gidilmektedir.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn4" name="_ftnref4"&gt;[4]&lt;/a&gt; SSCB’nin çok sayıda balistik nükleer füze kabiliyetli denizaltısına (SSBN) karşı çok sayıda denizaltı savunma harbi kabiliyetli platform ile savunma, çok sayıda denizaltı ile caydırıcı karşılık arayan Batı donanmaları bugün bahse konu tehdidin ortadan kalkmasıyla birlikte yeni bir yapılanmanın eşiğinde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzün tehdit senaryoları kuşkusuz Soğuk Savaş döneminden büyük farklılık arz etmektedir. Küçük ve orta ölçekli kıyı donanmalarının sahip oldukları çok sayıda küçük ve hızlı platform ile oluşturabilecekleri asimetrik tehdit, ABD’nin Arleigh Burke sınıfı Aegis destroyeri USS Cole’un karşılaştığı türden terörist tehditler ve giderek önem kazanan münhasır ekonomik alanda deniz yolları güvenliğinin sağlanması, kaçakçılık ve yasadışı ticaretle mücadele gibi meydan okumalar donanmaları yeni ve bu görevlere adanmış platformlara yönelmeye itmiştir.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn5" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn5" name="_ftnref5"&gt;[5]&lt;/a&gt; Korvet veya açık deniz karakol sınıfı gemiler artık sadece küçük ve orta ölçekli donanmalar için öncelikli bir tercih değildir. Dünya çapında giderek artan denizyolu ticaret hacmi ve özellikle de hidrokarbonların ve yatırım ara mallarının ağırlıklı olarak deniz yolları üzerinden nakli bu bölgelerde etkin bir barış zamanı karakol kabiliyetinin tesis edilmesini gerekli kılmaktadır. Öte yandan tam olarak bu iş için tasarlanmamış olan büyük platformlar, karşılaştırmalı olarak çok daha büyük risklerle karşılaşabilmektedir. Dünyanın en modern su üstü vasıtalarından birisi olduğu teslim edilen Arleigh Burke sınıfı USS Cole örneğinde olduğu gibi limana bağlı olduğu esnada karşılaşılan bir terörist saldırıdan, mayın tehdidine, hatta yakın bir gelecekte cep denizaltıları kullanılarak terörizm ve kaçakçılık faaliyetlerine kadar geniş bir yelpazede kendine yeterli ve gerektiğinde sahip olduğu ileri iletişim vasıtalarıyla çeşitli hava, kara ve deniz unsurları ile ortak operasyon yapabilecek platformlara duyulan ihtiyaç kendisini ciddi anlamda hissettirmeye başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde, kuvvet projeksiyonu ve kıyı sularda muharebe yeteneği özel bir önem kazanmıştır. Nitekim Batı donanmalarında alan hava savunma (AAW) ve C4ISR kabiliyetli büyük platformları (örneğin, ABD’de Arleigh Burke, İspanya’da Alvaro de Bazan, Almanya’da Sachsen, Hollanda da Zeven de Provincien sınıfı hava savunma destroyerleri) envantere almaktadır. Öte yandan, bahse konu platformlar oldukça pahalı platformlardır ve yeni tehdit senaryolarının gerektirdiği hızlı ve yaygın kuvvet projeksiyonunun gerektirdiği sayıda hizmete girmeleri olasılığı bulunmamaktadır. Bir anlamda, Batı donanmalarında toplam tonaj açısından bir artış söz konusudur, ancak bu artış platform sayısında görülmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün Batı donanmalarının belki de en önemli eksikliği, ağ merkezli muharebe felsefesine uygun olarak (gerekli Link sistemleri ile donatılmış) yeterli sayıda maliyet etkin platforma sahip olunmamasıdır. Yeni tehdit algılamaları dâhilinde Donanmaların, Sahil Güvenlik ve Sivil Denizcilik Kurumları ile ana yurt savunması problemlerine kısmi çözüm getirmeleri mümkünse de sözgelimi Hürmüz Boğazı, Baltık Denizi, Süveyş Kanalı, Nijerya açıkları ve Güneydoğu Asya gibi sıcak bölgelerde bu görev ve işlevi üstlenecek adanmış platformlara ihtiyaç bulunmaktadır. Bu platformlardan asgari olarak deniz karakol ve su üstü muharebe silah ve sensörleriyle donatılması, nokta hava savunma sistemlerine sahip olması ve tercihan denizaltı savunma harbi yürütebilmesi beklenmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korvet sınıfı gemilerin hem Batı hem Doğu donanmalarında yeni görev tanımlamalarına uygun bir tasarım ve silah-sensör yükü ile devreye alınmalarında bir başka neden de salt su üstü harbi ve kısmi deniz karakol görevlerini üstlenen ve denizde kalış süresi ve ağır deniz şartlarında harekât kabiliyeti sınırlı hücumbot sınıfı botlar ile genel maksatlı firkateynler arasında bir platforma duyulan ihtiyaçtır. Zira hücumbotların yukarıda bahse konu edilen tehdit algılamaları doğrultusunda adanmış birer karakol gemisi olarak işlev üstlenmeleri birçok nedenden ötürü mümkün görülmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücumbotların geleceğin orta ölçekli donanma doktrinindeki yeri bugün artık iyice tartışmalı bir hale gelmiştir. Aslında daha II. Dünya Savaşında konvansiyonel silahlar ve asli olarak torpidolarla donatılan hücumbotlar da kendilerinden beklenen görevleri yerine getirememişlerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki Dünya Savaşı’nda, 1914 – 1918 ve 1939 – 1945 yılları arasında kullanılan küçük taarruz botları hayal kırıcı bir performans göstermiştir. Alman Schnellboote (veya S-Botlar), Amerikan PT-Botları ve İngiliz Motorlu Torpido Botları (MTBs) efsanesi konusunda çok şey yazılıp çizilmiştir ama gerçekte bu dönemlerde yalnız tek bir savaş gemisi torpillenebilmiştir. Bu küçük savaş tekneleri, yüksek hızlarda (küçük ebatlarının sağladığı gizlilik niteliğini ortadan kaldıran) gürültülü motor sesi düşmana uyardığı için hava saldırılarına karşı inanılmaz ölçüde açıklardı.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn6" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn6" name="_ftnref6"&gt;[6]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücumbotların, özellikle de küçük ve orta ölçekli kıyı donanmaları için yeniden önem kazanması satıhtan satha füzelerin devreye girmesiyle ilişkilidir. 1967 yılında İsrail Donanması bayrak gemisi Eliat destroyerinin, Mısır donanmasına ait Komar sınıfı hücumbotlar tarafından Styx satıhtan satha füzeleri kullanılarak batırılması bir dönüm noktası oluşturmuştur. Ancak bu dönem de uzun sürmemiştir; nitekim daha 1973 yılında Yom Kippur savaşında İsrail donanması unsurlarına karşı Mısır ve Suriye tarafından kullanılan 54 Styx füzesinden hiçbirisi İsrail elektronik karıştırma önlemlerini (ECM) aşarak hedefini bulamamıştır. Buna karşılık 3 Suriye ve 5 Mısır hücumbotu batırılmıştır.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn7" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn7" name="_ftnref7"&gt;[7]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;30 metrelik karşılaştırmalı olarak küçük denebilecek su üstü platformlarından ateşlenebilen satıhtan satha füzelerin doğurduğu tehdidin giderilmesi uzun yıllar Batı donanmaları için öncelikli araştırma sahalarından birisini oluşturmuş ve bu konuda elektronik karşı tedbir/karıştırma sistemlerinden (ECM), Phalanx, Goalkeeper, Meroka ve Türk Deniz Kuvvetleri’nde kullanılmakta olan Sea Zenith gibi namlulu yakın hava savunma sistemlerine (CIWS) ve en son olarak RAM gibi nokta savunma güdümlü füze sistemlerine (PDMS) kadar ilerleyen bir süreç başlamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu deneyimler ışığında hücumbotlar daha uzun menzilli satıhtan satha füze ve sensörler ile donatılmaya başlanmış, dolayısıyla da tonaj giderek artma eğilimi göstermiştir. Dünya çapında hemen bütün küçük ve orta ölçekli donanmaların, özellikle Alman, Fransız ve Rus hücumbotları ile donatıldığı bu dönemde satıhtan satha füzelerle donatılmış gemiler dikkate değer başarılar elde etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hint Donanması tarafından 1971 yılındaki Hindistan – Pakistan Savaşında ateşlenen 12 P–15 füzesinden 11’i Pakistan destroyeri Kyber, bir mayın tarama gemisi, birçok kargo gemisini batırmış ve Shah Jahan destroyerine hasar vermiştir. (…) Paracel Adaları yakınlarında meydana gelen bir muharebede Çin Halk Cumhuriyet’ine ait destroyerler çok sayıda HY-2 Styx füzesi ateşleyerek Güney Vietnam donanmasına ait Nhut Tao mayın tarama gemisini batırmış ve Tran Khanh Duh eskort gemisine hasar vermiştir.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn8" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn8" name="_ftnref8"&gt;[8]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak satıhtan satha füze ile donatılmış hücumbotların bir dönem sağladıkları avantaj artık çok geçerli değildir. Bunun temel nedeni, sınırlı hava savunma silah ve menzil kabiliyeti bulunan hücumbotların, helikopter konuşlu havadan karaya füzelere karşı sınırlı bir savunma kabiliyetlerinin bulunmasıdır. Nitekim Falkland/Malvinas savaşı döneminde Lynx helikopterleri ile kullanılan Sea Skua füzeleri, Arjantin Deniz Kuvvetleri’nin &lt;a title="ARA Alferez Sobral" href="http://en.wikipedia.org/wiki/ARA_Alferez_Sobral"&gt;ARA Alferez Sobral&lt;/a&gt; destek gemisine ve birçok karakol gemisine büyük zarar vermiş, yine &lt;a title="Westland Wasp" href="http://en.wikipedia.org/wiki/Westland_Wasp"&gt;Westland Wasp&lt;/a&gt; helikopterleri ile kullanılan AS–12 füzeleri &lt;a title="April 25" href="http://en.wikipedia.org/wiki/April_25"&gt;25 Nisan&lt;/a&gt; &lt;a title="1982" href="http://en.wikipedia.org/wiki/1982"&gt;1982&lt;/a&gt; tarihinde, yüzeyde yakaladıkları &lt;a title="ARA Santa Fe" href="http://en.wikipedia.org/wiki/ARA_Santa_Fe"&gt;ARA Santa Fe&lt;/a&gt; denizaltısını savaş dışı bırakmıştır.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn9" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn9" name="_ftnref9"&gt;[9]&lt;/a&gt;,&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn10" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn10" name="_ftnref10"&gt;[10]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donanmalarında benzer kabiliyeti devam ettirmek isteyen ülkeler, daha büyük tonajlı hücumbotlara yönelmiş bulunmaktadır. Alman Lürssen Werft tasarımı 57 metrelik FPB–57 sınıfı hücumbotların (Doğan, Rüzgâr ve Yıldız sınıflarından sonra) devamını oluşturan ve günümüzde Türk Deniz Kuvvetleri hücumbot envanterinin de belkemiğini oluşturan Kılıç I ve II sınıfı hücumbotlar, deplasman ve silah-sensör yükleri ile korvet olarak tanımlanmaya yakın platformlar olarak kendilerini göstermektedirler. Ancak denizde lojistik destek olmaksızın kalış süreleri, çok maksatlı görev profillerinin olmaması (örneğin, denizaltı harbi yapma ve helikopter kabiliyetlerinin bulunmaması) bu platformların ideal birer karakol vasıtası olmadıklarının göstergesidir. Asli görevleri, düşman satıh gemilerine karşı ani ve hızlı taarruzlar gerçekleştirmektir. Hücumbotlar, pasif savunma önlemlerinin yanı sıra RAM nokta güdümlü mermili hava savunma sistemleri (PDMS) ile donatılmaktadır. Örneğin, Yunan Deniz Kuvvetlerinin Super Vita sınıfı hücumbotları, 76/62 mm Oto Melara Compacto topu ve MM–40 Exocet satıhtan satha füzelerine ek olarak, RAM PDMS ve iki adet 30 mm top ile donatılmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak tüm bu önlemler, nokta hava savunma amaçlıdır ve temelde hücumbotların satıhtan satha muharebe kabiliyetlerini idame ettirme amacına yöneliktir. Bahse konu platformların eskort vb. görevleri yerine getirmesi bu silah ve sensör yükü ile mümkün görülmemektedir. Yukarıda izah edilmeye çalışılan yeni tehdit senaryolarında hücumbotların öncelikli bir yer edinmeyeceği değerlendirmesi yapılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücumbotlar, küçük ebatlarının getirdiği gizlilik niteliği ile düşman savaş gemileri ve deniz menfaatlerine sürpriz saldırılar geliştirmek üzere tasarlanmış, denizde kalış süresi ve ağır deniz şartlarında harekât kabiliyeti sınırlı olan platformlardır. Günümüz tehdit senaryoları içerisinde Ege Denizi gibi, sütre gerisinden taarruz düzenlenebilecek muharebe alanları dışında, özellikle de tanımları gereği açık denizde operasyonel etkinlikleri son derece sınırlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, firkateynler, hücumbotlara kıyasla yukarıda izah edilen tehditlere karşı daha iyi donanımlıdır. Nokta veya alan hava savunma füzeleri ve çok daha uzaktan hedef tespit, teşhis ve temas kabiliyetleri ile uzun yıllar donanmaların esas platformu olarak görev yapmışlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüze kadar, kıyı ve açık denizde karakol kabiliyetini ve su üstü, denizaltı ve hava tehditleriyle mücadele görevi ağırlıklı olarak firkateyn ve hafif firkateyn sınıfı gemiler tarafından yürütülmekteydi. Bugün bu alanda önemli değişiklikler söz konusudur. Soğuk Savaş döneminin denizaltı savunma harbi kabiliyetli platformları yerini daha az sayıda olmak kaydıyla hava savunma firkateynlerine bırakmakta, genel maksat firkateyn programlarında genellikle mevcut platformların modernizasyonuna ağırlık verilmektedir. Nitekim ABD donanması, FFG–7 Oliver H. Perry sınıfı firkateynleri ekonomik hizmet süreleri dolmadan hizmet dışına çıkararak ağırlıklı olarak müttefiklerine hibe etmiştir.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn11" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn11" name="_ftnref11"&gt;[11]&lt;/a&gt;Üstelik, Batı donanmalarında, finansman ve konfigürasyon konusunda hala sorunları bulunan Fransız – İtalyan ortak girişimi FREMM dışında kayda değer bir genel maksat firkateyni çalışması da bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevcut eğilimler ışığında, Batı donanmalarının az sayıda hava savunma destroyeri ve/veya firkateyni kalkanı altında modernize edilmiş genel maksat firkateyn platformlarını bir süre daha idame ettirecekleri anlaşılmaktadır. Aynı eğilim, Rus donanmasında da görülmektedir. Rus donanması da büyük parça gemilerini idame ve modernize ederken, Proje 20380 Stereguschy korvetlerine önemli bir iş yükü vermeyi planlamaktadır.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn12" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn12" name="_ftnref12"&gt;[12]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknolojide ve özellikle de elektronik ve dikine fırlatılabilen füze sistemlerinde yaşanan gelişmeler firkateynden daha küçük boyutlardaki platformların benzer görevleri icra edebilmelerini sağlamaktadır. Üç boyutlu radar teknolojisi, optronikler, Geliştirilmiş Sea Sparrow Füzesi (ESSM) örneğinde olduğu gibi geliştirilmiş hava savunma kabiliyeti, minyatürize edilmiş çekili sonar sistemleri (TAS) gibi birçok muharebe sistemi korvetlerin boyutlarına ve dolayısıyla işletme maliyetlerine nazaran kabiliyetlerinin optimum seviyede tutulabilmesine izin vermektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, özellikle de asimetrik tehditlere karşı gerekli donanıma sahip olma, düşman hatları gerisinde özel harekât yapabilme gereksinimine uygun görevler için de korvetler uygun platformlar olarak dikkati çekmektedir. Korvetler, bir yandan savaş döneminde genel maksat firkateynlerin üstlendiği göreve kısmen benzer görevler üstlenebilecek, bir yandan da barış ve düşük yoğunluklu savaş ortamlarında anayurt ve ulusal deniz menfaatlerinin korunmasında esas iş yükünü üstlenecek platformlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korvet sınıfı gemilerin önemini artıran bir başka husus da deniz harekâtlarında ağırlığın açık denizlerden (okyanus) kıyılara kayması olarak değerlendirilmektedir. Nitekim belli başlı donanmaların gelecek yatırımları da bu hususa ışık tutmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okyanus harekâtlarından ziyade kıyı harekâtlarına verilen ağırlık 161,3 Milyar Dolarlık bir pazar doğurmuştur. Bu pazarda önümüzdeki on yıl içerisinde 940 adet geminin satın alınması öngörülmektedir. Yakın vadeli projeksiyonlar 41,9 Milyar Dolar bedelli 264 gemiyi içerirken orta vadede 46,0 Milyar Dolar bedelli 301, uzun vadede 73,4 Milyar Dolar bedelli 375 geminin hizmete girmesi söz konusudur.&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn13" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn13" name="_ftnref13"&gt;[13]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıca korvet programları&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya çapında birçok korvet programı yürütülmektedir. Bu projelerin büyük kısmı Avrupa, Güneydoğu Asya, Körfez Ülkeleri ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerde ele alınmakla birlikte Afrika ve Güney Amerika ülkeleri de korvet programlarına ilgi duymakta ve/veya korvet inşa projelerini hayata geçirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlıca korvet programları ele alınırken, iyi silahlandırılmış 700 ilâ 2000 ton deplasmanlı ve bölgesel harekâtlar uygun olan, genellikle orta tehdit düzeyinde harekât yapmak için gereken sensör, silah ve muharebe sistemlerinin yerleştirilebileceği platformlar esas alınacaktır. Programlar, yapımcı ülke yerine, sistemlerin alıcısı olan ülkelerin içinde yer aldığı coğrafi bölgeler göz önünde tutularak sınıflandırılmıştır. 2000 yılında itibariyle uygulamaya geçirilmiş bulunan programlar dikkate alınmıştır. İspanyol BAM benzeri mevcut haliyle münhasıran kıyı karakol gemisi (OPV) olarak projelendirilen programlar sıralamaya dâhil edilmemiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avrupa&lt;br /&gt;Almanya&lt;br /&gt;K-130 F-260 Braunschweig&lt;br /&gt;İsveç&lt;br /&gt;YS-2000 K31 Visby&lt;br /&gt;Polonya&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn14" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn14" name="_ftnref14"&gt;[14]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;MEKO® A-100 Gawron II&lt;br /&gt;Rusya&lt;br /&gt;Proje 20380 Stereguschy&lt;br /&gt;Türkiye&lt;br /&gt;MİLGEM TCG Heybeliada&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneydoğu Asya&lt;br /&gt;Ülke&lt;br /&gt;Sınıf&lt;br /&gt;Endonezya&lt;br /&gt;Sigma I ve II&lt;br /&gt;Malezya&lt;br /&gt;MEKO® A-100 RMN Kedah&lt;br /&gt;Brunei&lt;br /&gt;Nakhoda Ragam&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Körfez Ülkeleri&lt;br /&gt;BAE&lt;br /&gt;Baynunah&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuzey Amerika&lt;br /&gt;ABD&lt;br /&gt;LCS&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;[1]&lt;/a&gt; Türk Deniz Kuvvetleri için: &lt;a href="http://www.dzkk.tsk.mil.tr/turkce/Platformlar/sinifBurak.asp"&gt;http://www.dzkk.tsk.mil.tr/turkce/Platformlar/sinifBurak.asp&lt;/a&gt;; Fransız Deniz Kuvvetleri için: &lt;a href="http://www.defense.gouv.fr/portal_repository/2109210208__0001/fichier/getData"&gt;http://www.defense.gouv.fr/portal_repository/2109210208__0001/fichier/getData&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;[2]&lt;/a&gt; Corvettes Steaming Ahead, E. R. Hooton, Armada International, 6/2005, pp. 14-18&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref3" name="_ftn3"&gt;[3]&lt;/a&gt; Naval Systems Projections Database™, Definition of Vessel Types, AMI International,&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.amiinter.com/nspd_sample.html"&gt;http://www.amiinter.com/nspd_sample.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref4" name="_ftn4"&gt;[4]&lt;/a&gt; İngiltere'de yine askerler konuştu: Ordumuzu teneke ordu haline getirdiniz... Sir Alan West (em. Amiral), İngiliz Kraliyet Donanması, &lt;a href="http://www.nethaber.com/NewsDetails.aspx?id=7535"&gt;http://www.nethaber.com/NewsDetails.aspx?id=7535&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn5" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref5" name="_ftn5"&gt;[5]&lt;/a&gt; USS Cole’un uğradığı saldırının şeması için bkz. Ek 1.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn6" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref6" name="_ftn6"&gt;[6]&lt;/a&gt; Corvettes: The Choice Platform for Regional Navies, CPT Cheng Ching Siang&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn7" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref7" name="_ftn7"&gt;[7]&lt;/a&gt; a.g.y.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn8" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref8" name="_ftn8"&gt;[8]&lt;/a&gt; In perial on the sea: Surface combatants are facing more lethal anti-ship misiles, Lon Nordeen, Journal of Electronic Defense, 1 Ocak 2002.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn9" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref9" name="_ftn9"&gt;[9]&lt;/a&gt; a.g.y.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn10" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref10" name="_ftn10"&gt;[10]&lt;/a&gt; Weapons of the Falklands War, &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Weapons_of_the_Falklands_War"&gt;http://en.wikipedia.org/wiki/Weapons_of_the_Falklands_War&lt;/a&gt; .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn11" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref11" name="_ftn11"&gt;[11]&lt;/a&gt; ABD’den hibe yolu ile alınan Oliver H. Perry gemileri, Gabya sınıfı olarak Türk Deniz Kuvvetleri’nde de hizmete girmiş bulunmaktadır. Hâlihazırda bu firkateynlerden envanterde 8 (sekiz) adet bulunmaktadır. Bu platformlar üzerinde, S-70B Deniz Şahini ASW helikopterlerinin harekât yapabilmesi için gövde uzatma işlemi ve ASIST sistemi uygulanmıştır; devam eden ve ağırlıklı olarak ulusal Ar&amp;Ge ve teknolojiye dayanan Genesis projesi ile firkateynlerin savaş harekât merkezleri de modernize edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn12" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref12" name="_ftn12"&gt;[12]&lt;/a&gt; Bkz. Proje 20380 Stereguschy Korveti Profil Ver.01, Hakan Gürel, Savunma ve Strateji Portalı, 19 Ekim 2006&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn13" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref13" name="_ftn13"&gt;[13]&lt;/a&gt; Littoral Warfare: Ships &amp;amp; Systems: From the Sea to the Land, Executive Summary, Stuart L. Slade, Forecast International&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn14" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref14" name="_ftn14"&gt;[14]&lt;/a&gt; Polonya’nın Gdynia Tersanesinde, Blomh &amp;amp; Voss işbirliği ile imalatı süren Proje Project 621/1 Gawron (MEKO® A–100) projesi hakkında açık kaynaklarda yeterli bilgiler bulunmamaktadır. Projenin uzadığı yönünde bir izlenim edinilmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-3696016265413078934?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/3696016265413078934/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=3696016265413078934&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/3696016265413078934'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/3696016265413078934'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2007/05/korvet-snf-gemiler.html' title='Korvet Sınıfı Gemiler'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-7333684579645656922</id><published>2007-04-27T12:37:00.000+03:00</published><updated>2007-04-27T12:45:51.828+03:00</updated><title type='text'>Rusya AKKA Antlaşmasından Çekileceğini Açıkladı</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülkemizin içinden geçtiği hassas konjonktür dış gelişmelere olan duyarlılığımızı azaltmamalı diye düşünüyorum. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, görevinin sona ermesine yakın önemli bir açıklamada bulundu. Rusya, ABD'nin 'füze kalkanı' uygulaması çerçevesinde kimi Doğu Avrupa ülkelerine kara konuşlu anti balistik füze sistemlerini yerleştirme projesini protesto etmek maksadıyla AKKA antlaşmasından çekilmeliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basınımızda yer alan değerlendirmeler, bu konuda sağlıklı bir görüş oluşturmaya yeterli veri içermemektedir. Bu nedenle bazı soru ve olguları sıralayarak konuya daha sağlıklı bir biçimde yaklaşmak arzusundayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Rusya, bugüne kadar AKKA antlaşması gereği yükümlülüklerini yerine getirmiş midir? Putin'in açıklaması ne derece 'yeni bir gelişme' addedilebilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya, AKKA antlaşması hükümlerini özellikle de Kafkasya ülkelerinden sınırdaşımız Ermenistan ve Gürcistan'daki askeri varlığı ile geçmişte zaten ihlal etmişti. Türkiye bu konudaki şikâyetlerini NATO nezdinde defalarca dile getirmiştir. Hâlihazırda, Gürcistan'daki askeri üslerini boşaltmak durumunda kalan Rusya, Ermenistan'daki askeri varlığında herhangi bir azaltmaya gideceği yönünde sinyal vermemekte, bilakis hem Ermeni, hem Rus cephesinden gelen açıklamalar askeri ilişkilerin artarak süreceğini düşündürmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Rusya'nın itirazı hukuken doğru mudur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya'nın, ABD'nin füze kalkanı projesi nedeniyle AKKA antlaşmasından çekilmesini haklı ya da meşru kılan herhangi bir hukuki dayanak bulunmamaktadır. ABD, Avrupa dışı bir ülke olarak bahse konu antlaşmaya tabi değildir. Yerleştirilen sistemler, öz-savunma sistemleridir; bu nedenle sistemlerin konuşlandırılması planlanan, örneğin Polonya gibi AKKA antlaşmasına taraf ülkeler için de bir ihlal söz konusu değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Güvenlik Antlaşmalarından tek taraflı olarak çekilen tek ülke Rusya mıdır?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayır. ABD de 2002 yılında 1972 tarihli AB antlaşmasından çekilmişti. Dolayısıyla, ABD’nin pacta sund servanda (ahde vefa) ilkesi bağlamında moral bir üstünlüğünün olmadığı ortadadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Füze Kalkanı sistemleri yerleştirme projesinin kapsamı ve askeri hedefi nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD, bahse konu kara konuşlu sistemlerden Alaska’ya 40, Kaliforniya’ya 4 ve Avrupa’ya (muhtemelen Polonya) 10 adet konuşlandırmayı planlamaktadır. Bir sistemin de Guam adasına yerleştirilmesi planlanmaktadır. ABD, Rusya itirazına yönelik olarak Avrupa konuşlu olarak kazanılmak istenen kabiliyetin esasen İran kaynaklı balistik füze tehdidine yönelik olduğunu dile getirmektedir. Bu yaklaşımın, salt Avrupa esaslı olmak üzere kısmen doğru olduğu öne sürülebilir. Bununla birlikte, büyük resim, başka bir deyişle Alaska’daki sistemler, SM–3/4/5 füzeleri ile Japonya’ya kazandırılmakta olan deniz konuşlu balistik füzelere karşı füze (ABM) kabiliyeti ve Guam gibi örnekler düşünüldüğünde bahse konu sistemlerin münhasıran İran’a karşı olduğu tezi çok geçerli görünmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Füze Kalkanı sistemi Rus askeri çıkarlarını ne ölçüde zedelemektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçekçi bir değerlendirmeye göre, ABD savunma bütçesinin %5’i nispetinde olan ve ağırlıklı Sovyet döneminden kalma nükleer kabiliyeti idame ettirmeyi hedefleyen Rus savunma bütçesinin ABD ile bir karşılıklı silahlanma yarışından galip çıkması olası değildir. Öte yandan, bahse konu ABM sistemleri, Rusya’nın elinde bulundurduğu asli caydırıcı gücü bir ölçüde zayıflatmaktadır. Yine de esasen terminal aşamada kanıtlanmış füze imha kabiliyetinin NBC başlıklı balistik füze saldırısına karşı etkili olması (atmosfer dışında imha etmesi) beklentisi de henüz gerçekçi değildir. Başka bir deyişle, münhasıran ABM sistemleri Rusya’nın elindeki başlık, lançer ve silo sayısı düşünüldüğünde etkili bir önlem sayılamaz. Dolayısıyla, ABM sistemlerinin Rusya’nın NBC caydırıcılığını ancak ‘eser miktarda’ azaltmakta olduğu değerlendirmesi yapılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Füze Kalkanı sistemi Rus stratejik çıkarlarını ne ölçüde zedelemektedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanımızca bahse konu sistemlerin esas etkisi askeri kabiliyetlerinden ziyade görünür kıldığı stratejik saflaşmadan kaynaklanmaktadır. Bahse konu kabiliyetin daha önce önerildiği Türkiye, Romanya, Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerde pek taraftar bulmadığı bilinmektedir. Bahse konu ülkeler her ne kadar Atlantik Antlaşmasının tarafı olsalar da doğrudan NATO askeri planlaması ile ilintili olmayan bir ABD mahreçli ABM kabiliyetini istememektedir. Öte yandan Polonya bu konuda başka bir örnek oluşturmaktadır. ABD’nin, soğuk savaşı sona erdiren ve Demir Perde’nin çöküşünü hazırlayan ilk ateşi tutuşturan Polonya ile özsel bir ilişkisi bulunmaktadır. Polonya’nın AB içinde esas Troya Atı olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Sıkı Almanya bağları dahi ABD’nin bu ülke üzerindeki etkisini hafifletememiştir. Polonya’nın Irak konusunda ABD’ye verdiği destek unutulmamalıdır. F-16C/D, Oliver H. Perry sınıfı firkateynler vb. birçok ABD mahreçli savunma sistemi Polonya ordusu envanterine katılmış ve/veya katılmaktadır. Aynı cümleden olmak üzere Polonya, AB ile Rusya arasındaki enerji nakil antlaşmasına uzun süredir engel çıkartmaktadır. Başka bir deyişle, uzak-Atlantik yanlısı tutumu, AB ile Rusya arasındaki esasa dair bir bağın oluşturulmasına yönelik Alman-Fransız girişimlerini bugüne kadar bloke edebilmiştir. Bu bağın ne kadar önemsendiğine dair temel örnek olarak eski Alman Şansölyesi Gerhard Schroeder’in Gazprom’un danışmanlığına getirilmiş olması verilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Füze sistemlerinin Polonya’ya yerleştirilecek olması, bu ülkenin yukarıda kısaca özetlenen stratejik konumlanmasının ABD tarafından pekiştirilmesi olarak yorumlanabilir. AB ile kendisinin baskın olduğu bir enerji ilişkisi kurmak istenen Rusya’nın hayal kırıklığı kuşkusuz çok daha artmış olmaktadır. Ukrayna’nın da Polonya örneğini (stratejik anlamda) izleyecek olması öngörüsü kuşkusuz Rusya’yı daha sert bir savunma çizgisine itmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gelişmeler, temelde Alman stratejisinde lebensraum olarak adlandırılan ve Almanya ile Rusya stratejik bir mücadele sahası olan ülkelerin ABD çizgisine yaklaşmakta olduklarını düşündürmektedir. Böyle bir gelişmenin sonuçları Rusya ve belki Almanya açısından stratejik anlamda yıkıcı olabilir. Bahse konu bölge Avrasya kıtasının tam ortasında, Batı ile Doğu arasındaki temel fay kırıklarından birisinin üzerinde yer almaktadır. AB ile Rusya arasında ABD müdahalesi olmaksızın tesis edilebilen arasında pat durumu bölge dışı bir güç lehine bozulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu veriler ışığında, Rusya’nın AKKA antlaşmasından çekilmesi, Türkiye adına önemli bir jeostratejik meydan okuma yaratmamaktadır, zira Rusya zaten Türkiye’ye sınırdaş ülkelerde bu antlaşmayı ihlal içerisindedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rusya’nın protestosunun etkili olabilmesi için iki temel koşul bulunmaktadır:&lt;br /&gt;1. Rusya’nın ABD’ye karşı askeri olarak yanıt verebileceği bir bütçeyi idame ettirebilmesi ve&lt;br /&gt;2. Rusya ile birlikte Lebensraum bölgesini kendi hinterlandı kabul eden Almanya’nın denkleme Rusya yanında ve bölge dışı güç karşıtı bir konumla dâhil olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her iki koşulun gerçekleşme olasılığının eldeki veriler ışığında düşük olduğu değerlendirilmektedir. AKKA antlaşması Orta Avrupa açısından kısmen miadını doldurmuş, amacına ulaşmış bir antlaşmadır. Rusya’nın bu antlaşmadan çekilmesi stratejik bir dengesizlik yaratmaz. Rusya’da Putin’de sonra gelecek devlet başkanına verilen bir iç politika mesajı olarak da yorumlanabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-7333684579645656922?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/7333684579645656922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=7333684579645656922&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/7333684579645656922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/7333684579645656922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2007/04/rusya-akka-antlamasndan-ekileceini.html' title='Rusya AKKA Antlaşmasından Çekileceğini Açıkladı'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-116421117791125943</id><published>2006-11-22T17:52:00.000+02:00</published><updated>2006-12-04T21:41:03.726+02:00</updated><title type='text'>Rus Deniz Kuvvetleri ve Korvet Sınıfı Gemiler</title><content type='html'>&lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;Hakan Gürel&lt;br /&gt;&lt;span class="postbody"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span class="postbody"  style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;Rus Deniz Kuvvetlerinin Mevcut Durumu ve Gelecek Projeksiyonları&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rus Donanmasının büyük bir alanda ülke menfaatlerini koruması gerekmektedir: &lt;i&gt;?(?) kıta sahanlığı 4 milyon kilometrekarelik bir alanı kapsamaktadır ki bu alan Hindistan?ın yüzölçümüne eşittir. Üstelik bütün bu alanlarda hidrokarbon kaynakları bulunmaktadır. Öte yandan Rus münhasır ekonomik zonu Birleşik Devletler ile aynı bölgedir. Araştırmacı ve bilim adamlarına göre Kuzey Buz Denizi kıta sahanlığı Rusya?nın petrol ve doğal gaz yataklarının %80?ini içermektedir. Denizcilik bölgeleri ve büyük nehir havzaları Rus nüfusunun %50?sini ve Rusya?nın endüstriyel potansiyelinin %60?ını barındırmaktadır. Rus Kuzey Buz Denizi ve Uzak Doğu sahilleri ve kıta sahanlığı hidrokarbon bakımından zengindir ve 100 yıl yetecek kaynak bulunmaktadır.&lt;/i&gt;&lt;a style="" href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rus Deniz Kuvvetleri, Sovyetler Birliği?nin çöküşüyle birlikte büyük bir krize girmiştir. Bu kriz, zamanında dünyanın ikinci büyük donanması olan Sovyet donanmasını, ülkenin büyüklüğü ve menfaatleri ile tutarlı olmayan orta ölçekli, idamesi zor ve herhangi bir askeri görevi yapmaktan uzak bir donanma haline getirmiştir. Her ne kadar, Rus liderler stratejik önemi olan unsurlarını idame etme konusunda bir öncelik tanımlamışlarsa da Kursk faciası gibi birçok örnek, günümüze kadar bu konuda çok da başarılı olunamadığını göstermektedir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nitekim 1997 yılında Koramiral Valery Aleksin tarafından kaleme alınan makalede Rus donanmasının durumu şu sözlerle özetlenmektedir: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;i&gt;Geçtiğimiz altı yılda, donanmamız yarıya indi. (?) Yakın deniz gemileri ve ganbotlar filonun %57?sini oluşturuyor; okyanusta harekât yapabilen gemilerin oranı %18,7. Gemi inşa kapasitemiz de düştü. 1990 yılına kadar her yıl beş ilâ altı nükleer denizaltı ve beş adede kadar majör su üstü gemisi denize indiriyorduk. 1990 yılından beri bir SSBN denize indirmiş değiliz. 1991 yılından beri yalnızca bir SSN, (Severodvinsk) ve bir SSBN (Yuri Dolgoruk) kızağa koyabildik&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;i&gt;Eğer finansman, yakıt durumu ve tersaneleri eski haline getiremezsek 21. yüzyılın başlarında elimizde en çok 6 ilâ 8 adet harekâta hazır SSBN kalacak. (?) Bundan başka 20?25 göreceli olarak modern çok maksatlı SSN ve 10 civarında konvansiyonel denizaltımız olacak. Harekâta hazır su üstü gemilerine gelince, elimizde 1 uçak gemisi, 2 ? 3 güdümlü füzeli kruvazör, 7?10 güdümlü füzeli destroyer, 10 ? 12 güdümlü füzeli firkateyn ve 30 mayın tarayıcı ile 30 -40 hücumbot kalacak. Bu gemiler beş yalıtık deniz ve okyanus harekât alanına yayılacak ve bu alanlar arasında manevra yapma şansları olmayacak.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;i&gt;2000 yılında Baltık denizindeki deniz gücümüz İsveç?in yarısı ve Almanyanın üçte biri ilâ dörtte biri nispetinde olacak. Karadeniz?de deniz gücümüz Türkiye?nin yarısı kadar olacak, ana Karadeniz Filosu üssü olarak Sivastopol?u kaybedersek&lt;/i&gt;&lt;a style="" href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;i&gt; bu oran dörtte bir ilâ beşte bir nispetine gerileyecek. Toplam Donanma muharebe potansiyelimiz İngiltere ve Fransa?ya eşit olacak. Münhasır ekonomik zon ve kıta sahanlığımızın bu ülkelerinkine nazaran 15 ? 20 kat fazla olduğu göz önünde tutulursa sınırlarımızı savunmak ve deniz menfaatlerimizi korumak konusunda nispi olarak daha düşük bir kabiliyetimiz olacaktır.&lt;/i&gt;&lt;a style="" href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Project 20380 Stereguschy korvetinin kızağa konduğu 2001 yılı, Rus donanmasının sorunlarının açıkça tanımlanmaya başlandığı, geleceğe dönük planların yavaş da olsa hayata geçirilmeye başladığı bir yıldır. Donanmanın etkinliğinin aynı işlevleri yürüten kontrol idarelerinin birleştirilmesi ve ilgası ve eski silah sistemleri ve gemilerin hizmet dışına çıkarılması yoluyla artırılması beklentisi bulunmaktadır. Bu mütevazı beklentilerin yanı sıra geleceğe dönük iddialı planlar da mevcuttur. Nitekim zamanın Rus Deniz Kuvvetleri komutanı Oramiral Vladimir Kuroedov bu planı aşağıdaki şekilde açıklamaktadır: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;?&lt;i&gt;Rusya 12?15 SSBN, 50 nükleer güçlü taarruz denizaltısı ve 35 dizel denizaltı ile 70 adet okyanusta harekât yapabilen su üstü savaş gemisine sahip olmalıdır. (?) bu hedefin gerçekleşebilmesi için Rus Deniz Kuvvetleri savunma bütçesinden en az %25 nispetinde pay almalıdır (hâlihazırda mevcut nispet %12 civarında bulunmaktadır).&lt;/i&gt;?&lt;a style="" href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rus Donanmasının yukarıda çerçevesi çizilen durumunda 2004 yılına gelindiğinde esasa dair bir değişiklik söz konusu değildi. Donanmaya katılan ve/veya kızağa konan yeni platformların sayısı, idame güçlükleri, modernizasyon gereği, harekât ihtiyaçlarını karşılayamama gibi nedenlerle servis dışına çıkarılan platform sayısına göre çok daha azdı. Başka bir deyişle, Rus donanması kan kaybetmeye devam ediyor ve aslen en büyük çaba envanterdeki platformları idame ettirmeye harcanıyordu:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;?&lt;i&gt;Rus Deniz Kuvvetleri su üstü unsurları Sovyetler Birliği?nin çöküşünden beri birçok kez azaltılarak savaşa hazırlık düzeyleri hatırı sayılır ölçüde düşmüştür.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Filo komutası, yaşanan ciddi finansman sıkıntısı karşısında, Stratejik Nükleer Deniz Kuvvetlerinin idame ettirilmesini birinci öncelik olarak belirleyerek konvansiyonel su üstü kuvvetlerine bütçeden çok az tahsisat ayırmıştır. Her ne kadar, Kuzey ve daha az olmak üzere Pasifik Okyanusu Filosu nükleer denizaltılara kıyı sularında destek sağlayabilseler de Baltık ve Karadeniz Filoları geçtiğimiz birkaç yıl içinde filotilla düzeyine kadar indirilmiştir ve en mütevazı askeri maksatları bile karşılamaları güç görünmektedir.&lt;/i&gt;?&lt;a style="" href="#_ftn5" name="_ftnref5" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[5]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yukarıda genel hatları verilen durumun düzeltilmesine yönelik olarak planlanan ve/veya yürütülen Rus Deniz Kuvvetleri programları üç ana başlıkta formüle edilmektedir:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;1. Donanma Geliştirme Planları 2040?2050&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;2. Silahlanma Programı 2010&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;3. Filo İnşası ve Yeniden-donatım Programı 2015.&lt;a style="" href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[6]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rus Savunma Bakanlığı tarafından hazırlanan ve Rus Donanmasının 2040 ? 2050 projeksiyonunu ortaya koyan belgede, ?&lt;i&gt;çok maksatlı düşük deplasmanlı su üstü gemilerinin, özellikle de korvet ve firkateyn sınıfı platformların uzun vadeli üretiminin genişletilmesi&lt;/i&gt;?nin öngörüldüğü iddia edilmektedir.&lt;a style="" href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[7]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ?&lt;i&gt;Deniz Kuvvetleri Komutanı, Vladimir Kuroyedov, Filo İnşası ve Yeniden-Donatım Programın filonun neredeyse tamamının yenilenmesini öngördüğünü ifade etmektedir. Bu yeni inşaat aşaması denizcilik ve okyanus zonlarından ziyade kıyı zonlarına odaklanmaktadır&lt;/i&gt;.?&lt;a style="" href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[8]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu dönemde Rus donanmasının geleceğine ilişkin umutsuzluk halinin devam ettiği görülmektedir. 1990?lı yıllara damgasını vuran mali krize bir de yeni jeopolitik gelişmelere uyumlu yönetim eksikliğinin eklenmiş olduğu değerlendirilmektedir. Bu sorunlar, projeksiyon planlarının da sorgulanmasını beraberinde getirmiştir:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;?&lt;i&gt;Öte yandan, ?ciddi finansman sıkıntısı ve buna eşlik eden açık bir askeri doktrin eksikliği ve üst yönetim saflarında istikrarsızlık bahse konu planlarda belirlenmiş olan hedeflerin tümüne erişilemeyeceğini düşündürmektedir. Dolayısıyla da muhtemelen Rus Deniz Kuvvetleri?nin belkemiğini önümüzdeki birçok yıl boyunca Sovyet döneminde inşa edilmiş veya inşaatına başlanmış gemiler teşkil edecektir.&lt;/i&gt;?&lt;a style="" href="#_ftn9" name="_ftnref9" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[9]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rus Deniz Kuvvetleri, 2000?li yılların ilk yarısına erişildiğinde, Sovyetler Birliği?nin dağılmasından beri geçen yaklaşık 15 sene içerisinde sürekli devam eden kan kaybını çok daha umutsuz sözlerle ifade etmeye başlamışlardır:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;?&lt;i&gt;Şubat 2005?te, Rus Deniz Kuvvetleri Komutanı Vladimir Kurodeov, bir kurmay toplantısında mevcut idame düzeylerinin sürmesi durumunda 2010 yılından sonra su üstü gemi sayısında kaçınılmaz olarak büyük bir azalma meydana geleceğini ve 2020 tarihi itibariyle filoda hizmet verebilecek durumda en çok 50 gemi kalacağı konusunda uyarıda bulunmuştur.&lt;/i&gt;?&lt;a style="" href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[10]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Mali sıkıntılar ve diğer idari nedenlerden ötürü bahse konu planlara uygun bir atılımdan söz etmek mümkün değildir. Bununla birlikte, Rus Deniz Kuvvetleri?nin iki temel konuda planlara elden geldiğince sadık kalmaya çalıştığı görülmektedir: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style=""&gt;a)&lt;span style=""&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Deniz kuvvetlerinin stratejik kabiliyetinin belkemiğini oluşturan kıtalararası balistik füze taşıyan nükleer denizaltıların idame ettirilmesi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 18pt; text-align: justify; text-indent: -18pt;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;span style=""&gt;b)&lt;span style=""&gt;      &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Kıyı suları ve iç denizlerde karakol görevi üstlenebilecek genel maksat korvet sınıfı gemilerin inşaatına artan oranda devam edilmesi&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Yakınlarda açıklanan 2007 yılı bütçesinde bu konuda iyileştirici önlemler varlığını hissettirmektedir. Rusya Savunma Bakanı Sergei Ivanov?un açıklaması yukarıdaki modeli destekler niteliktedir:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;?&lt;i&gt;2007 yılında, silahlanmaya 300 milyar ruble (11 milyar ABD Doları) tahsis edilecektir; bu da denizaltılardan mermilere her kalemden büyük alımlar yapılacağı, bundan başka araştırma ve inşa programlarına devam edileceği anlamını taşımaktadır. (?) Silahlanmaya ayırdığımız kaynaklarımızın büyük kısmı donanmamıza verilecek olup bunun en az yüzde ellisi denizaltı birliklerimize tahsis edilecektir&lt;/i&gt;.?&lt;a style="" href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[11]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin, 10 Mayıs tarihli ulusa sesleniş konuşmasında, Rusya?nın 2006 yılında iki yeni stratejik nükleer denizaltıyı hizmete alacağını belirtmiştir.&lt;a style="" href="#_ftn12" name="_ftnref12" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[12&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Putin, 16 Kasım 2006?da Rus Ordusu ve Donanması?nın Sovyet dönemi sonrası finansman sıkıntısı ve düşük moral durumundan kurtulduğunu ve artık modernizasyona hazır olduğunu belirtmiştir. ?&lt;i&gt;Yamama ve temel idame dönemi artık geride kaldı. Ordumuz ve donanmamız güç, kuvvet ve özgüven kazandı&lt;/i&gt;.?&lt;a style="" href="#_ftn13" name="_ftnref13" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[13]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rus Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vladimir Masorin, donanmanın yeni profilini şu şekilde açıklamaktadır:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;?&lt;i&gt;Eskiyen stratejik denizaltıları değiştirmek önümüzdeki beş yıl boyunca askeri gemi inşa önceliğimiz olmalıdır. (?) Bütçemizin büyük bölümünü yeni denizaltı inşasına ayırmaktayız. (?) Rusya, devasa güdümlü füzeli kruvazörler yerine küçük ve orta ebatlı su üstü gemileri inşasına devam edecektir. (Kruvazörlerimiz) zaten var ve bunları idame ve modernize edeceğiz.?&lt;/i&gt;&lt;a style="" href="#_ftn14" name="_ftnref14" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[14]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Nitekim maddi sıkıntılara rağmen Proje 20380 Stereguschy korvetlerinin inşasına göreceli olarak tutarlı bir biçimde devam edilmektedir. 10 Kasım tarihinde bu korvetlerden dördüncüsünün kızağa konma töreni yapılmış, sınıfının ilk gemisi olan Stereguschy deniz denemelerine başlamıştır. Korvetlerin inşa edildiği Severanaya Tersanesinin bağlı bulunduğu UIC Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Aleksandr Viktorovich Gnusarev kendisiyle yapılan mülakatta bu hususu aşağıdaki şekilde dile getirmiştir: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;?&lt;i&gt;Her şey programa uygun olarak finanse ediliyor. Bu Rus Donanması için amaçlanan yeni projenin ilk gemisi ve onun finansman biçimi Donanmanın ciddi olarak bu gemilerden çok sayıda elde etme beklentisinin bir göstergesidir&lt;/i&gt;.?&lt;a style="" href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[15]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftn15" name="_ftnref15" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p  class="MsoNormal" style="font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span class="postbody"  style="font-size:130%;"&gt;&lt;b&gt;1.2. Korvet sınıfı gemilerin geleceğin Rus donanması askeri doktrinindeki yeri&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rus tersanelerinde korvet sınıfı gemi inşaatının, firkateyn ve daha büyük deplasmanlı gemilere ilişkin projelere nazaran daha sorunsuz yürütülmesinin üç temel nedeni bulunmaktadır. Bunlardan ilki, giderek yaşlanan ve idame edilemez duruma gelen Sovyet dönemi su üstü unsurlarının yıllara sari olarak değiştirilerek yerine Rus doktrinine uygun yeni bir donanmanın kurulabilmesi konusunda maliyet-etkin platformlara acilen ihtiyaç duyulmasıdır. Kuvvetin genel taleplerini asgari olarak karşılayabilecek göreceli olarak ucuz platformlar, yeni Rus donanmasının kurulmasına kadar geçen süre içerisinde önemli bir boşluğu ekonomik bir biçimde doldurabilirler.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p  style="margin: 0cm 0cm 0.0001pt; text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;İkinci neden ise Karadeniz havzasının (ve Hazar Denizinin) ve Baltık Denizi?nin enerji üretim ve nakil bölge ve hatları için bir düğüm noktası haline gelmiş olmasıdır. ?&lt;i&gt;Kazakistan?da yeni petrol yataklarının işletime açılmasıyla, Karadeniz geçişli petrol trafiğinin (?) 200 milyon tonu bulacağı beklenmektedir. (?) Karadeniz?de günde yaklaşık 300 ? 400 gemi uluslararası ticaret maksadıyla seyir halindedir.&lt;/i&gt;?&lt;a style="" href="#_ftn16" name="_ftnref16" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[16]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt; &lt;/span&gt;Nitekim Donanma Komutanı Amiral Vladimir Masorin, Proje 20380 sınıfı korvetlerden ilki olan Stereguschy?nin denize indirme töreninde yaptığı konuşmada "&lt;i&gt;Bu sınıf [proje 20380] gemiler, Rusya?nın enerji güvenliğinin sağlanmasına yardımcı olacaktır. (?) Korvetler, özellikle de Baltık Denizi ve Karadeniz?deki petrol ve gaz nakil rotalarını koruyacaktır&lt;/i&gt;? demiştir.&lt;a style="" href="#_ftn17" name="_ftnref17" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[17]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;Enerji nakil hatlarının güvenliği meselesi Rusya için birinci öncelikli dış politika konularından birisini oluşturmaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Terörizm ve kaçakçılık gibi asimetrik tehditlere karşı anavatan savunmasında silah ve sensör yükü, denizde kalma süresi vb. parametreler ışığında hücumbot ile firkateyn büyüklüğündeki platformlar arasında yer alacak, genel maksatlı hafif, hızlı ve etkin platformlara dair küresel ölçekte bir ihtiyaç tanımlaması yapılmış olması ise üçüncü nedeni oluşturmaktadır. Nitekim ABD, İngiltere, Baltık, Güneydoğu Asya, Körfez ülkeleri ve ülkemizde yürütülen projelerde karakol gemisi ve korvet sınıfında birçok yeni proje yürütülmektedir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Genel olarak bu ülkelerin envanterlerinde bulunan mevcut platformlar, üçüncü başlıkta irdelediğimiz asimetrik tehditlere karşı uzmanlaşmış, yeterli veya ekonomik platformlar değildir. Bahse konu tehditlere mukabele etme konusunda hücumbot sınıfı tekneler, denizde kalış sürelerinin azlığı, silah ve sensör sistemlerinin yetersizliği ve açık denizlerde ve ağır deniz durumlarda operasyon zafiyetleri nedeniyle yetersiz kalmaktadır. Öte yandan, aslen konvansiyonel tehditlere karşı ve mahdut sayıda bulunan firkateyn sınıf platformların, karakol görevi icra etmeleri etkin ve ekonomik değildir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Rus donanması, Sovyet döneminde Batı sınıflandırmasına göre korvet olarak adlandırılabilecek (orta tehdit şartlarında su üstü savunma, denizaltılara karşı savunma, hava savunma, karakol görevlerinden en az ikisini yerine getirebilecek ebatta) birçok platform kullanmış ve bu platformları birçok ülkeye ihraç etmiştir. Bu platformlar arasında daha çok hücumbot, korvet arası platformlar olarak görülebilecek Proje 1124 (Grisha), 1331M&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;(Parchim II), Proje 1234 (Nanuchka) sınıfı gemiler ve korvet kavramına göreceli olarak daha yakın Project 50 (Riga) sınıfı platformlar bulunmaktadır. 1990?lı yıllarla birlikte bahse konu platformların büyük bölümü servis ömürlerini tamamlamış ve Baltık Denizi ve Sivastopol limanlarında kaderlerine terk edilmişlerdir. Bu açıdan Rus donanmasının büyük bir açığı söz konusudur. Hazar denizi için Proje 21630 Buyan Sınıfı platformları envantere almaya başlayan Rusya, korvet konusunda tercihini Proje 20380 (Stereguschy) yönünde kullanmıştır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 35.4pt; text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;?&lt;i&gt;(?) Bu, batılı orduların kıyı savaşına bağlılıkları ile kolaylıkla açıklanabilir; bu da bir ülkenin hasım ülkenin kıyı sularında etkin deniz savaşı yürütmek için hazırlıklı olmasını ima etmektedir. Bu gözde eğilimin Amerikan versiyonu başka söze yer bırakmamaktadır: ?İleriden... Denizden? (Forward? From the sea). Açıkçası, Rusya batılı stratejistlerin bu planlarını görmezden gelemez. Dolayısıyla da Proje 20380 korvetlerinin Rusya?nın yaklaşma ve kıyı sularında temel korunma aracı haline geleceğine inanmak için iyi gerekçeler mevcuttur.&lt;/i&gt;?&lt;a style="" href="#_ftn18" name="_ftnref18" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[18]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Bu doğrultuda Rus Deniz Kuvvetleri ve Savunma Bakanlığı yetkilileri kararlılıklarını çeşitli vesilelerle dile getirmişlerdir. ?&lt;i&gt;Rusya Deniz Kuvvetleri komutanı, Saint Petersburg?daki MVMS-2005 [International Naval Exhibition 2005] fuarından önce bu tür bir gemiye duyulan ihtiyacı açıklamıştır. Rusya Federasyonu Savunma Bakanlığı, Gemi, Deniz Silahları ve Askeri Donanım Sipariş ve Teslimat Müdürlüğü Başkanı Anatoliy Shlemov gazetecilere, Donanma Komutanı Vladimir Kuroyedov?un en az 20 korvet inşa edileceğini söylediğini belirtmiştir&lt;/i&gt;.&lt;a style="" href="#_ftn19" name="_ftnref19" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="color:navy;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style=";color:navy;" &gt;[19]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;    &lt;div style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;font-size:130%;"  &gt;Önemli Not:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;b face="trebuchet ms"&gt; &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:130%;"  &gt;Bütün hakları saklıdır © Kaynak gösterilmeden kullanılamaz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:trebuchet ms;font-size:130%;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:trebuchet ms;font-size:130%;"  &gt;Dipnotlar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;hr align="left"  width="33%" style="font-size:78%;"&gt;  &lt;!--[endif]--&gt;  &lt;div style="" id="ftn1"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Sailing the Seven Seas, Yüzbaşı Vladimir GUNDAROV, 20 Ekim 2004, Ria Novosti&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn2"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Sivastopol deniz üssü, Ukrayna ve Rusya arasında yapılan ikili antlaşma ile 2017 yılına kadar Rus Donanması tarafından kullanılmaya devam edecektir. Rusya, her ne kadar bu antlaşmayı uzatma eğilimde olsa da Ukrayna?daki gelişmeler ışığında Novorossiysk limanında yeni bir deniz üssü kurma çabalarına hız vermiştir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn3"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; Russia Needs a Strong Navy, Rear Admiral Valery Aleksin, Russian Navy, &lt;i&gt;Proceedings&lt;/i&gt;, Aralık 1997&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn4"&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;INTERFAX, 17 Nisan 2001; aktaran Kaynak, Jane?s Defence Weekly, 18 Nisan 2001)&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn5"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[5]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Mikhail Barabanov, A Survey of Russian Naval Forces: The Surface Fleet in Decline, &lt;i&gt;Moscow Defense Review&lt;/i&gt;, No.2, 2004, s.8&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn6"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[6]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; a.g.y.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn7"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[7]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;a.g.y., V. Kuroedov ile söyleşi, &lt;i&gt;Gazeta&lt;/i&gt;, 28 Ocak 2004&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn8"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[8]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;a.g.y. V. Kulikov. ?Nevidimku uvidiat v Rossiiy.? &lt;i&gt;Rossiyskaya Gazeta&lt;/i&gt;, 14 Şubat 2004&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn9"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[9]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; a.g.y.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn10"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[10]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Safronov I. Russian fleet threatened with reductions by 2020 // Kommersant, 7 Şubat 2005, aktaran Mikhail Barabanov, The Russian Military: Still Saving for a Rainy Day,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;i&gt;Moscow Defense Review&lt;/i&gt;, No.1, 2005&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn11"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[11]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Russia?s 2007 Defense Budget Focuses on Rearmament: Minister, 21 Kasım 2006, Agence France-Presse &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn12"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[12]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;span class="arttext"&gt;Russia prioritizes strategic forces on security agenda&lt;/span&gt;, RIA Novosti, 17 Kasım 2006&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn13"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[13]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Putin Gives Thumbs-Up to Modern Russian Army, Reuters, 17 Kasım 2006&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn14"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[14]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; Modernization of submarine fleet a priority - Navy Commander, RIA Novosti, 3 Mayıs 2006&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn15"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[15]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Aleksey NIKOLSKI, UIC Yönetim Kurulu Başkanı Aleksandr Viktorovich Gnusarev ile Söyleşi, Access to Stock Exchange is a matter of time, &lt;i&gt;Vedomosti&lt;/i&gt;, 11 Nisan 2005.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn16"&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="margin-top: 6pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[16]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt; &lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;Ora.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Yener Karahanoğlu ile söyleşi, Denizlerdeki Güvencemiz: Türk Deniz Kuvvetleri, Savunma ve Havacılık, Sayı 115, Cilt 20, 2006, s.12&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn17"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[17]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; St. Petersburg shipyard launches new corvette for Russian Navy-1, Ria Novosti, 16 Mayıs 2006 &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn18"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[18]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Alexander Mozgovoi, Military Parade muhabiri, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;a href="http://warfare.ru/?linkid=2179&amp;catid=271"&gt;http://warfare.ru/?linkid=2179&amp;amp;catid=271&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn19"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText" style="margin-top: 6pt;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=";font-family:Arial;font-size:10;"  &gt;[19]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;Vladimir Karnozov: "A New Corvette for the Russian Navy: Project 20382 Incorporates Latest Advances in Russian Shipbuilding, Moscow Voyenno-Promyshlennyy Kuryer in Russian, 13 Temmuz 05, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;a href="http://209.85.129.104/search?q=cache:PCkZSNFLjVAJ:www.rmsmc.com/military/navy/navy-014.html+%22Project+20380%22&amp;hl=tr&amp;amp;amp;amp;amp;amp;amp;gl=tr&amp;ct=clnk&amp;amp;cd=83"&gt;www.rmsmc.com/military/&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-116421117791125943?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/116421117791125943/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=116421117791125943&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/116421117791125943'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/116421117791125943'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2006/11/rus-deniz-kuvvetleri-ve-korvet-snf.html' title='Rus Deniz Kuvvetleri ve Korvet Sınıfı Gemiler'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-114959679070953697</id><published>2006-06-06T15:13:00.000+03:00</published><updated>2006-07-25T10:46:50.616+03:00</updated><title type='text'>Yunanistan Deniz Kuvvetlerinin büyük parça savaş gemileri</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;20 Nisan 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan Deniz Kuvvetlerinin büyük parça savaş gemileri (major combattant) Hydra (MEKO-200HN) sınıfı x 4 ve Elli (Kortenaer) sınıfı x 10 olmak üzere toplam 14 firkateynden oluşmaktadır. Kimon (Charles F. Adams) sınıfı hava savunma destroyerleri servis dışına çıkarılmışlardır. Knox'lar için de aynı durum söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gemileri ele alalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hydra (MEKO-200HN) sınıfı genel maksat firkateyni:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum: Aşağıda genel özellikleri verilen Hydra sınıfı gemiler, Yunan Donanmasının en gelişmiş büyük parça gemileridir. MEKO-200 konsepti ile Portekiz, Türkiye ve Yunanistan, daha sonra ANZAC programı ile Yeni Zelanda ve Avustralya benzeri tekneleri almışlardır. Hydra serisi bizdeki Yavuz  (MEKO-200TN-Track I) Sınıfı gemilere göre gelişmiş silah (Mk-48 VLS) ve sensör (STIRx2) sistemlerine sahiptir. Ancak Salih Reis (MEKO-200TN-Track-IIA/B) sınıfına göre (Mk-41 VLS) özellikle hava savunma (teorik ESSM kabiliyeti Hydra-&gt;16, Salih Reis-&gt;64) yetenekleri sınırlıdır. Henüz bir modernizasyon düşünülmemektedir. Gemilerdeki VDS (Değişken Derinlik Sonarı) kabiliyeti bizde yalnızca bazı Deniz Şahini helikopterlerimizde bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FFG HYDRA (F 452)&lt;br /&gt;FFG SPETSAI (F 453)&lt;br /&gt;FFG PSARA (F 454)&lt;br /&gt;FFG SALAMIS (F 455) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/F-453.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/F-453.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/F-454.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/F-454.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deplasman (Tam Yükle): 3403.6 ton&lt;br /&gt;Boyutlar (m): 117x14.8x6 m.&lt;br /&gt;Menzil (nm): 4100 (16 kn ile)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana Makineler: CODOG; 2 GE LM 2500 gaz türbinli motor; 60,000 hp (44.76 MW); 2 MTU 20V 956 TB82 dizel; 10,420 hp(m) (7.66 MW)&lt;br /&gt;Hız: 31 gaz; 20 dizel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mürettebat: 173 (22 subay)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silah Donanımı&lt;br /&gt;Füze:&lt;br /&gt;SSM: 8 McDonnell Douglas Harpoon Block 1C; 2x4&lt;br /&gt;SAM: Raytheon NATO Sea Sparrow Mk 48 Mod 2 VL; 16 füze&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Top:&lt;br /&gt;1 x FMC 5 in (127 mm)/54 Mk 45 Mod 2A&lt;br /&gt;2 x GD/GE Vulcan Phalanx 20 mm Mk 15 Mod 12&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torpido: 6-324 mm Mk 32 Mod 5 (2x3). Honeywell Mk 46 Mod 5; ASW.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı Tedbirler: Dekoy: 4 Mk 36 Mod 2 SRBOC çaf lançeri. SLQ-25 Nixie; torpido yanıltma düzeneği.&lt;br /&gt;ESM: Argo AR 700; Telegon 10; intersept.&lt;br /&gt;ECM: Argo APECS II; karıştırıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muharebe veri sistemleri: Signaal STACOS Mod 2; Link 11 ve 14.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silah Kontrol: 2 Signaal Mk 73 Mod 1 (SAM). Vesta Helo transponder, OTHT datalinki. SAR-8 IR arama. SWG 1 A(V) Harpoon LCS.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radarlar: Hava arama: Signaal MW08; 3D; F/G-band.&lt;br /&gt;Hava satıh arama: Signaal/Magnavox; DA08, F-band.&lt;br /&gt;Seyrüsefer: Racal Decca 2690 BT; ARPA; I-band.&lt;br /&gt;Atış kontrol: 2 Signaal STIR; I/J/K-band.&lt;br /&gt;IFF: Mk XII Mod 4.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonar: Raytheon SQS-56/DE 1160 ve VDS.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Helicopter: 1 x Sikorsky S-70B-6 Aegean Hawk. (Mk-46 torpido ve Penguin AsuW güdümlü füze)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Elli (Kortenaer) Sınıfı Genel Maksat Firkateynleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum: Elli sınıfı gemiler, bir kısmı inşa edilirken alınmış olmakla birlikte genelde Hollanda Kraliyet Donanması tarafından servis dışına çıkarılan teknelerdir. Gemilerin sensör, muharebe veri ve kontrol sistemleri ve silah sistemlerinin modernizasyon ihtiyacı bulunmaktadır. Buna yönelik olarak önceki iki modernizasyon projesi (2 x 76 mm top ve 2 x Phalanx CIWS) F-450 ve 451 dışında bütçe yeresizliği nedeniyle rafa kaldırılmıştır. İkinci olarak gemilere ESSM kabiliyeti kazandırılmak istenmişse de bundan da vazgeçilmiştir (süresiz ertelenmiştir). Son olarak yürüyen proje ise sensör, savaş harekat merkezi ve iletişim kabiliyetlerinin güncelleştirilmesine yönelik olup halihazırda Thales önderliğinde sürmektedir. Sensör yenileştirmesi ile ne tür bir kabiliyet kazanılacağı, Link 16 hariç olmak üzere belli değildir. Stir atış kontrol ailesinin en ilkel örneklerini havi olan gemilerin, Salih Reis sınıfı firkateynlerimizde kullanılan Stir asgari seviyesine getirileceği beklenebilir. Öte yandan, Phalanx CIWS sisteminin RAM ile değiştirilmesi planı da henüz hayata geçmiş değildir. Tüm Yunan Donanmasında olduğu gibi bu gemiler de lojistik bir kabus örneği olarak dünyada artık yaygın kullanımı olmayan motorlarla teçhiz edilmişlerdir. Öte yandan bizde Yavuz sınıfı hariç tüm firkateynlerimiz (Perry dahil) LM-2500 motorları kullanmaktadır. Olası Spruance alımında da bu husus bir avantaj olacaktır. Zira Spruance'ların da ana makineleri LM-2500 gaz türbinli motorlardır. Bu sınıfın bir dezavantajı da şüphesiz SH-60 Seahawk (ya da Yunan Donanmasındaki adıyla Aegean Hawk) kabiliyetinin olmaması bunun yerine AB-212 altyapısına sahip olmasıdır. Son haberlere göre bu sınıftan 2-4 adet geminin Pakistan Deniz Kuvvetlerine satışı söz konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;FFG ELLI (F 450)&lt;br /&gt;FFG LIMNOS (F 451)&lt;br /&gt;FFG ADRIAS (F 459)&lt;br /&gt;FFG AEGEON (F 460)&lt;br /&gt;FFG NAVARINON (F 461)&lt;br /&gt;FFG KOUNTOURIOTIS (F 462)&lt;br /&gt;FFG BOUBOULINA (F 463)&lt;br /&gt;FFG KANARIS (F 464)&lt;br /&gt;FFG THEMISTOKLIS (F 465)&lt;br /&gt;FFG NIKIFOROS FOKAS (F 466)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/F-450.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/F-450.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/F-459.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/F-459.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deplasman (Tam Yükler): 3688 ton&lt;br /&gt;Boyutlar: 130.5x14.6x6.2&lt;br /&gt;Menzil (nm): 4700, 16 kt&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ana makineler: COGOG; 2 RR Olympus TM3B gaz türbini; 50,880 hp (39.7 MW): 2 RR Tyne RM1C gaz türbini&lt;br /&gt;Hız: 30 kt&lt;br /&gt;Mürettebat: 176 (17 subay)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silah Donanımı:&lt;br /&gt;Füzeler:&lt;br /&gt;SSM: 8 McDonnell Douglas Harpoon (2x4)&lt;br /&gt;SAM: Raytheon NATO Sea Sparrow; 24 füze&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Top:&lt;br /&gt;1 veya 2 (450, 451) OTO Melara 3 in (76 mm)/62 compact&lt;br /&gt;1 veya 2 (450, 451) GE/GD Vulcan Phalanx 20 mm Mk 15 6-barrelled&lt;br /&gt;(Körfez savaşı öncesi modernize edilen F-450 ve 451'de ikişer adet 76 mm ve Phalanx sistemi mevcuttur.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Torpido: 4-324 mm Mk 32 (2x2). 16 Honeywell Mk 46 Mod 5; ASW&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı tedbirler: Dekoy: 2 Loral Hycor Mk 36 SRBOC çaf lançerleri.&lt;br /&gt;ESM: Elettronika Sphinx and MEL Scimitar; intersept.&lt;br /&gt;ECM: ELT 715; karışıtırıcı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muharebe veri sistemleri: Signaal SEWACO II; Links 10, 11 ve 14.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Radarlar:&lt;br /&gt;Hava arama: Signaal LW08; D-band&lt;br /&gt;Satıh arama: Signaal ZW06; I-band.&lt;br /&gt;Atış kontrol:&lt;br /&gt;Signaal WM25; I/J-band;&lt;br /&gt;Signaal STIR; I/J/K-band&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonar: Canadian Westinghouse SQS-505&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Helikopter: 2 AB 212ASW.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;SONUÇ:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel bir ifade ile Yunan Donanması ile Türk Donanması arasında büyük parça gemiler üzerinden bir karşılaştırma yapıldığında (Olası Spruance destroyerleri, mevcut Aviso korvetleri ve inşasına başlanan MİLGEM büyük resme dâhil edilmese bile) ibreler donanmamız lehine görünmektedir. Buna ek olarak, özellikle Genesis projesinin yarattığı katma değer, LM-2500 motorlarına TEI katkısı, Sonar, Bora sistemi gibi milli ağırlıklı sistemler iki donanma arasındaki makası Türkiye lehine daha da açmaya adaydır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-114959679070953697?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/114959679070953697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=114959679070953697&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/114959679070953697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/114959679070953697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2006/06/yunanistan-deniz-kuvvetlerinin-byk.html' title='Yunanistan Deniz Kuvvetlerinin büyük parça savaş gemileri'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-114959526880652899</id><published>2006-06-06T14:59:00.000+03:00</published><updated>2006-06-06T15:13:05.336+03:00</updated><title type='text'>Yunan Deniz Kuvvetleri - FAC/FPB ve Korvet/Karakol Gemileri</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;20 Nisan 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan Donanmasının hücumbot ve hızlı karakol gemileri ile korvet ve karakol gemilerine ilişkin olarak açık kaynaklara dayanarak yaptığım sınırlı bir analizi paylaşmak istedim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;FAC/FPB filosu&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yunan FAC/FPB filosu fena halde yaşlanmaktadır. Yeni imalat toplam 5 adet Roussen (Super Vita) dışında kalan filo ciddi modernizasyon gerektirmektedir. Filoda farklı SSM tercihleri (MM-38, MM-40, Penguin, Harpoon) göze çarpmaktadır. Bunun yanı sıra yarı ömür modernizasyonu çerçevesinde bazı teknelerde bulunan MM-38 SSM'ler Penguin Mk2 Mod3 ile değiştirilmiştir. Bazılarına ise muhtemelen başka gemilerden çıkma Harpoon'lar yerleştirilmiştir. Aynı teknelerde farklı SSM kabiliyetli karışık sınıflar oluşturulmasının taktik, lojistik ve operasyonel sorunları beraberinde getirdiği değerlendirilmektedir. Sensör ve savaş yönetimi kabiliyetlerinde bir modernizasyon planlanmamaktadır. ESM sistemleri üzerinde durulmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Roussen (Super Vita) x 5&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;MM-40 Exocet Block 2 x 8, RAM, Oto Melara 76/62 Super Rapido, 2xOtoBreda 30 mm&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.futura-dtp.dk/FLEET/images/skibe/SuperVita.jpg"&gt;http://www.futura-dtp.dk/FLEET/images/skibe/SuperVita.jpg&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı tedbirler: Dekoylar: 2 x Loral Hycor Mk 36 SRBROC chaff launcher.&lt;br /&gt;ESM: ARGO AR 900; intercept.&lt;br /&gt;Muharebe veri sistemleri: Signaal Tacticos, Link 11.&lt;br /&gt;Silah Kontrol: Signaal Mirador optronik yönlendirici.&lt;br /&gt;Radar: Hava/satıh arama: Thomson-CSF MW-08, G-bandı; Satıh: Signaal Scout Mk2 LPI, I bandı;&lt;br /&gt;Seyrüsefer: Litton Marine Bridgemaster; I-bandı.&lt;br /&gt;Atış Kontrol: Signaal Sting; I/J-bandı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu teknelerin çoktan teslim edilmesi gerekirken (ilk üçü 2003, 2004; diğer ikisi 2006?2007) ne resmi sitelerinde envantere girdiklerine dair bir kayıt ne de tersane görüntüleri dışında donatılı bir resimlerini bulmak olanaklı değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Votsis (Combattante IIa, Type 148) x 6&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Deplasman: 265 ton tam yükle&lt;br /&gt;Ebat: 47 × 7 × 2.7 metre&lt;br /&gt;Exocet MM-38 x 4 (P72,73,76,77) ve Harpoon x 4 (P-74, 75) SSM, Oto Melara 76/62 ve Bofors 40L/70&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-72.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-72.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-75.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-75.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı tedbirler: Dekoylar: Wolke chaff launcher.&lt;br /&gt;ESM: Thomson-CSF DR 2000S; intercept.&lt;br /&gt;Muharebe veri sistemleri: PALIS veLink 11.&lt;br /&gt;Silah Kontrol: CSEE Panda optik yönlendirici. Thomson-CSF Vega PCET sistemi, füze ve toplar.&lt;br /&gt;Radar: Hava/satıh arama: Thomson-CSF Triton; G-bandı; 2 m2 hedef için 33 km (18 deniz mili).&lt;br /&gt;Seyrüsefer: SMA 3 RM 20; I-bandı.&lt;br /&gt;Atış Kontrol: Thomson-CSF Castor; I/J-bandı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1973-74 yıllarında imal edilen bu tekneler Alman Donanmasında hizmet verdikten sonra 90'lı yılların ortalarında Yunan Deniz Kuvvetlerine transfer edildiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Laskos (Combattante III) x 9&lt;/strong&gt; (orijinali 10)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deplasman: 359 ton standard; 425 tam yük (P 20-23); 329 standard; 429 tam yükle (P 24-29)&lt;br /&gt;Ebat: 56.2 × 8 × 2.1 metre&lt;br /&gt;Exocet MM38 x 4 (P20-23) ve Penguin Mk2 Mod3 x 6 (P-24-29) SSM, Oto Melara 76/62, Emerson Electric 30 mm (ikiz) x2 ve 533 mm AEG SST-4 torpido x 2)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-20.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-20.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-29.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-29.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı tedbirler: Dekoylar: Wegmann chaff launchers.&lt;br /&gt;ESM: Thomson-CSF DR 2000S; intercept.&lt;br /&gt;Silah kontrol: 2 CSEE Panda optik yönlendirici (30 mm toplar). Thomson-CSF Vega I veya II sistemi(P 20-P 23). NFT PFCS-2 (P 24-P 29).&lt;br /&gt;Radarlar: Satıh arama: Thomson-CSF Triton; G-band; 2 m2 hedef için menzil 33 km (18 deniz mili).&lt;br /&gt;Seyrüsefer: Decca 1226C; I-band.&lt;br /&gt;Atış Kontrol: Thomson-CSF Castor II; I/J-band; 2 m2 hedef için menzil 31 km (17 deniz mili). Thomson-CSF Pollux; I/J-band; 2 m2 hedef için menzil 31 km (17 deniz mili).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;70'li yıların sonu ile 80'li yılların başında imal edilmişlerdir. Son altısı Skaramanga/Yunanistan'da inşa edilen teknelerden birisi P-25 başka bir gemiyle çarpışarak batmıştır. (10-1=9)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Envanter dışı bırakılan hücumbotlar ve torpido botlar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Anninos (Combattante II) x 0&lt;/strong&gt; (orijinali 4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Exocet MM-38 x 4, Oerlikon 35 mm (ikiz) x 2, 533 mm torpido x 2&lt;br /&gt;Hücumbotlar servis dışıdır. GKRY'ne transferi düşünülmüşse de gerçekleştiğine dair bir bilgi bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hesperos (Jaguar) Torpido Botlar x 0&lt;/strong&gt; (orijinalinde 4)&lt;br /&gt;Bofors 40L/70 x 2, 533 mm torpido Mk-8 x 4&lt;br /&gt;Radar: Decca 1226&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Nasty x 0&lt;/strong&gt; (orijinalinde 4)&lt;br /&gt;Bofors 40L/70 x 1, Rheinmetall 20 mm, 533 mm torpido Mk-14 veya Mk.23 x 4&lt;br /&gt;Radar: Decca 1226&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Korvet ve Karakol Gemileri&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan Donanmasında her ne kadar "Thetis" Jane's Fighting Ships'de öyle anılsa da korvet bulunmamaktadır. Düşük tonajları, eski silah ve sensör sistemleri, ASW zaafları nedeniyle Thetis, Osprey ve Asheville sınıfı tarih öncesi, sonarsız ya da yetersiz sonarlı tekneler korvet ya da ASW kabiliyetli karakol gemisi olarak değerlendirilemez. Nitekim ganbot olarak adlandırılmaktadırlar. 575 tonluk karakol gemisi yeni imal Pyrpolitis'lerde sonar bulunmamaktadır. SSM takılması mümkün olsa da sensörleri yeterli değildir ve bu yönde bir program mevcut değildir. Yunan Donanmasında sonar kabiliyetli kıyı savunma unsurları yok denecek kadar azdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Niki (Thetis, Type 240) x 3&lt;/strong&gt; (orijinali 5)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deplasman: 575 ton standart; 732 tam yükle&lt;br /&gt;Ebat: 70 × 8.2 × 2.7 metre&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4 Breda 40 mm/70 (2 ikiz); 2-12.7 mm MG; 6-324 mm Mk 32 (2 üçlü) tüp; 4 Honeywell Mk 46 torpido, depth charge, A/S havan kaldırılmış yerine 40 mm top konulmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-62.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-62.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı tedbirler: ESM: Thomson-CSF DR 2000S; intercept.&lt;br /&gt;Silah kontrol: Signaal Mk 9 TFCS.&lt;br /&gt;Radar: Satıh arama: Thomson-CSF TRS 3001; E/F-band.&lt;br /&gt;Seyrüsefer: Kelvin Hughes 14/9; I-band.&lt;br /&gt;Sonar: Atlas Elektronik ELAC 1 BV&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknelerin yapım yılı 1961-62'dir. Modernizasyon ile A/S havanı çıkarılmıştır, peyderpey envanterden kaldırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Armatolos (Osprey) x2&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deplasman: 555 ton&lt;br /&gt;Deplasman Tam Yükle: 563.8 ton&lt;br /&gt;Ebat: 50.8 × 10.5 × 2.6 metre&lt;br /&gt;Harpoon x4 (takılabilir), 1 OTO Melara 3 in (76 mm)/62 compact; 1 Bofors 40 mm/70. Mayın döşeme tertibatı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-18.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-18.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı tedbirler: Dekoylar: 2 chaff launchers.&lt;br /&gt;ESM: Thomson-CSF DR 2000S; intercept.&lt;br /&gt;Silah kontrol: Selenia Elsag NA 21.&lt;br /&gt;Radar: Satıh arama: Thomson-CSF Triton; G-band.&lt;br /&gt;Atış kontrol: Selenia RTNX; I/J-band.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teknelerin yapım yılı 1990, Danyard A/S işbirliğiyle Yunanistan'da inşa edilmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Osprey HSY-55 (Pyrpolitis x 2 (1. parti) + 4 (2. parti)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deplasman: 555 ton&lt;br /&gt;Deplasman Tam Yükle: 563.8 ton&lt;br /&gt;Ebat: 56.5 × 10 × 2.7 metre&lt;br /&gt;Harpoon x4 (takılabilir), 1 OTO Melara 3 in (76 mm)/62 compact; 1 Bofors 40 mm/70, 2 Rheinmetall 20 mm top. Mayın döşeme tertibatı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-57.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-57.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı tedbirler: Thomson-CSF DR 2000S; intercept&lt;br /&gt;Silah kontrol: Selenia Elsag NA 21.&lt;br /&gt;Radar: Satıh arama: Thomson-CSF Triton; I-band.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Osprey sınıfı baz alınarak geliştirilmiştir. 2. parti Osprey 55'ler ilk partiden biraz farklılık gösteriyorlar. Silah olarak üzerlerinde 1 adet 76mm OTO Melara top, 1 adet 40mm OTO Melara top, 2 adet 2m top var. Harpoon SSM takılması için uygun alt yapıları var. Özsavunma için SBROC sistemi bulunmakta. Sensör olarak Mirador, Lirod Mk atış kontrol sistemi ve 2D radar bulunuyor. Tüm bu sistemler, kullanılan TACICOS Komuta kontrol sistemi ile birlikte Thales ürünüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Tolmi (Asheville) sınıfı x 2&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deplasman: 225 ton standard; 245 tam yükle&lt;br /&gt;Ebat: 50.1 × 7.3 × 2.9 metre&lt;br /&gt;4 Aerospatiale SS 12M SSM, 1 USN 3 in (76 mm)/50 Mk 34;1 Bofors 40 mm/70 Mk 10. 4-12.7 mm (2 ikiz) MGs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-230.JPG"&gt;http://www.hellenicnavy.gr/Ships%20Photos/P-230.JPG&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Silah kontrol: Mk 63 GFCS.&lt;br /&gt;Radar: Satıh arama: Sperry SPS-53; I/J-band.&lt;br /&gt;Atış kontrol: Western Electric SPG-50; I/J-band.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sonuç:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunan Deniz Kuvvetlerinin FAC/FPB ve Korvet/Karakol gemisi platformlarının acil modernizasyona ihtiyacı vardır. Türk Deniz Kuvvetleri, büyük parça savaş gemilerinde (major combattant) 4 x Yavuz + 4 x Barbaros sınıfı (Meko-200T), 8 x Gabya (Perry) sınıfı, olası 2 x Spruance, 6 x Burak (Aviso) ile 4 x Hydra (Meko-200T) ve 10 Elli (Kortenaer) sınıfı firkateyne dayalı Yunan Donanmasına karşı açık ara üstün durumdadır. TDzKK bağlısı G-sınıfı firkateynlerde bulunan SM-1 füzesi kabiliyeti de bu farkı derinleştirmektedir..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan inceleme konumuzda özellikle korvet ve karakol gemilerinde Yunan Donanmasının başı çok ağrıyacağa benzemektedir. Hâlihazırda, hemen her liman savunma gemimizde bulunan kısıtlı sonar ve ASW yeteneklerini Burak sınıfı ile geliştiren, inşasına başlanan 10+ MİLGEM ve 400 tonluk liman savunma tekneleri ile ciddi bir atılım yapacak TDzKK'nın aksine Yunanistan'da majör savaş gemilerini liman koruma görevinden ileri hatlara taşıyabilecek, dost sularda ASW harekâtı yapabilecek kabiliyette tekne sayısı sınırlıdır veya yoktur. Bizde ise eldeki olanaklar liman ve kıyı sularını korumaya çok daha elverişlidir. Dolayısıyla majör savaş gemileri ön hatta arkalarını sağlam alarak gidebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hücumbotlarda ise 8 x Doğan (FPB-57), 2 x Yıldız (Geliştirilmiş Doğan sınıfı), 3 x Kılıç I, 2 + 4 Kılıç II sınıfı, 8 x Kartal (Tip 141) sınıfı ile önemli bir kabiliyet sürdürülmektedir. Teknelerimiz Yunan Donanmasındakilere nazaran daha yenidir, silah ve sensör sistemleri lojistik ve operasyonel bir kâbus içermemektedir. Kılıç I (3) ve Kılıç II (6) atağımıza yanıt vermekte geciken, hatta hala geciken Yunan Donanmasının, Korvet ve karakol gemilerindeki zaafının yanı sıra modern MHV kabiliyeti de (2 adet Hunt sınıfı tekne sayılmazsa) bizdeki Edincik (Circe) ve Alanya (MHV-45) sınıfı ile karşılaştırma yapılamayacak ölçüde yerle yeksandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eskiden beridir bir Yunan şehir efsanesine dönüşen bazen bizim de etkilendiğimiz Türkler donanmada geridir lafı artık fazlasıyla geçerliliğini yitirmiş görünmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-114959526880652899?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/114959526880652899/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=114959526880652899&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/114959526880652899'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/114959526880652899'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2006/06/yunan-deniz-kuvvetleri-facfpb-ve.html' title='Yunan Deniz Kuvvetleri - FAC/FPB ve Korvet/Karakol Gemileri'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-114845720865969677</id><published>2006-05-24T10:53:00.000+03:00</published><updated>2006-05-26T15:31:11.373+03:00</updated><title type='text'>Bilim ve Teknoloji: Doğu ve Batı, Gelişmiş ve Azgelişmiş Ülkeler</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen her bilim felsefecisi veya tarihçisinin karşılaştığı temel bir soru vardır: Neden &lt;em&gt;modern bilim, yani Doğa ile ilgili hipotezlerin matematikleştirilmesi ileri teknolojiye ilişkin tüm tezahürleri ile birlikte yalnızca Galileo döneminde Batı'da meteorik bir sıçrama gerçekleştirmiştir?&lt;/em&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn1" name="_ftnref1"&gt;[1]&lt;/a&gt; Bu soruya verilen yanıtların bilimsel olmaktan çok daha fazla ideolojik olduğu açıktır. Gelişmişlik ölçüsü Batı-merkezci terimlerle tanımlanmaktadır ve tarihsel gerçeklerle de bağdaşmamaktadır. Aslen olup bitene ideolojik bir gözle baksak ve aynı genelleme eğilimiyle hareket etsek bizim de Batı'nın yaptığı kendi tarihini ve mevcudiyetini haklılaştırmaktan (justification) ibarettir dememiz gerekirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batılı bir entelektüel -ki çok saygın Ernest Gellner de bir istisna oluşturmuyor- her ne zaman özellikle de gelişmişlik - azgelişmişlik bağlamında Batı ile Doğu arasındaki fay hattını, ayrım noktalarını tanımlamaya girişse fena halde Oryantalist/Batı-merkezli bir reçete ile çıkageliyor. Gellner'in "&lt;em&gt;Big Ditch&lt;/em&gt;" soyutlaması ile diyelim Huntington'ın "&lt;em&gt;Clash of Civilizations&lt;/em&gt;" veya başkalarının "&lt;em&gt;Great Divide&lt;/em&gt;" vb. tanımlamaları arasında anlamlı bir ideolojik farklılık bulunmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Asya medeniyetlerinin yaptıkları katkılar araştırma yoluyla tedrici olarak ortaya çıktıkça buna muhalif bir eğilim, Yunanlıların rolünü uygunsuz bir biçimde yücelterek ve yalnız modern bilimlerin değil, bilimin de en baştan beri Avrupa'nın ve yalnızca Avrupa'nın karakteristik bir özelliği olduğunu iddia ederek Avrupa'nın biricikliğini korumaya çalışıyor. (...) Bu yaklaşımı Avrupalı olmayan medeniyetlerdeki bütün bilimsel gelişmelerin gerçekte teknolojiden başka bir şey olmadığını göstermek için gösterilen kararlı çaba tamamlıyor.?&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn2" name="_ftnref2"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;"(Arap-İslam bilginleri de) bir icat yaptıklarında ne üstünde çalıştıklarına ilişkin konsepti de anlamışlardır."&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn3" name="_ftnref3"&gt;[3]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki alıntılar göz önüne alındığında Gellner'in "&lt;em&gt;Gelişmiş ülkelerde bilim uygulamadan gelir; az gelişmiş ülkelerde uygulama bilimden gelir.&lt;/em&gt;" tezi aykırı bir ses mi oluşturuyor? Bu soruyu yanıtlamaya geçmeden "innovasyon" denince akla ilk gelenlerden birisi olan Thomas Alva Edison'a kulak verelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;"Hayatta temel amacım daha fazla buluş yapabilmek için para kazanmak!"&lt;br /&gt;"Dünyanın neye ihtiyacı olduğunu bulurum sonra onu icat etmeye yönelirim!"&lt;br /&gt;"Başlıca işim başkalarının parlak ama yanlış yönlendirilmiş düşüncelerine ticari değer kazandırmaktır!"&lt;br /&gt;"Elektrik ışığı beni en çok uğraştıran iş oldu ve en ayrıntılı deneyleri yapmamı gerektirdi. (...) Yıllar boyunca bu konuda deneyler yaparken bir kez bile bağlantılı bir keşif yapmadım. Tümdengelimseldi... Elde ettiğim sonuçlar icadın sonucuydu -bu kadar basit ve net. (...) Bir teoriden vazgeçince hemen bir başkasını geliştirdim. Bunun sorunları çözmek için olası tek yol olduğunu çok erken zamanda kavradım."&lt;/span&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftn4" name="_ftnref4"&gt;[4]&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edison'un yenilikçi ve buluşçu yönünü iyi yansıttığı düşünülebilecek bu alıntılarda, Gellner'in kurduğu çerçevenin Edison'u anlamamıza yardımcı olmadığını görmek gerekir. Öncelikle, Edison'un yenilik ve buluşlarını bilimsel bilgi haline getirmekten ziyade "ticari değere" dönüştürmek maksadıyla yaptığı görülmektedir. Edison'un yenilik ve buluşları bilim dünyasına önemli bir malzeme kazandırmamıştır ya da uygulamadan bilim çıkmamıştır. Tam tersine, Edison deneyler, hipotez kurma vb. gibi modern bilimin temel yöntemlerini, ticari değer oluşturmaya yönelik yeni tarihsel momentle birleştirmiştir. Yenilik ve buluş sürecinde kuramlar geliştirmek, bu kuramları test etmek gibi temel bilimsel araştırma aşamalarından geçtiğini belirtmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada Edison'un sunduğu çerçevede belki de en önemli husus, "&lt;em&gt;Dünyanın neye ihtiyacı olduğunu bulurum sonra onu icat etmeye yönelirim!"&lt;/em&gt; cümlesinde gizlidir. Bu kendini iyi ortaya koyan yaklaşım Gellner'in ırkçı neticeler de doğurabilecek sınıflandırmasının ötesinde ve üzerinde açılımlar sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edison'un yaklaşımı yeni ve Batı?ya mahsus mudur? Neticede insanoğlunun adına dünya denen gezegenle imtihanı uzun dönemler boyunca uygulamanın doğurduğu çeşitli ihtiyaçlara verilen pratik karşılıkların (uygulamanın) daha sonra, çoğu kez de yenilik ve icat sahibi değil de başkaları tarafından sistematize edilmesi (bilim) ile yürümüştür. Başka bir deyişle uygulama -&gt; bilim paradigmasının gelişmişlik düzeyi ile bir ilişkisi yoktur. Kabaca ifade edilecek olursa gelişmiş ülkelerle azgelişmiş ülkeleri ayıran temel nokta ihtiyaçların farklılığı meselesidir. Gelişmiş ülkelerde hem bireysel hem de ulusal düzeyde tanımlanan ihtiyaçlar az gelişmiş ülkelere göre çok daha fazladır. Öte yandan gelişmişlik ihtiyaçlarını iyi tanımlayabilme ve kaynaklarını bu ihtiyaçların karşılanmasına yönelik olarak sinerjik ve ekonomik olarak seferber edebilme becerisi olarak tanımlanabilir. Ancak bu uluslararası politika veya kültürlerarası çalışmaların nesnesi olarak "gelişmişlik - azgelişmişlik" terimlerinden bağımsızdır. Zira bugünkü pratikte Gelişmiş ülkeler, Azgelişmiş ülkelerin ihtiyaçlarını da tanımlar olmuşlardır. Bu faaliyetin uluslararası politikada tezahürleri "&lt;em&gt;Size uçak değil traktör gerek!&lt;/em&gt;" ile başlayan süreçte "&lt;em&gt;Size bizim atayacağımız bir vali gerek!"&lt;/em&gt; ya da "&lt;em&gt;Size demokrasi gerek!"&lt;/em&gt; adımları ile devam etmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanımca ihtiyaçlara yönelik yenilik ve buluş paradigması yaşadığımız yüzyılda yalnızca tatlı bir hatıra olarak kalmaktadır. Bugün en önemli güç başkalarının ihtiyaçlarını tanımlayabilme, onlardan önce öngörebilme, değiştirebilme ve karşılayabilme gücü olarak ifade edilebilir. Burada "ihtiyaç tanımlama" fiili neticesinde tanımlanan ihtiyaçların, gerçek ihtiyaçlara ne kadar tekabül edeceği meselesinin yalnızca tali bir önemi vardır. Başka bir deyişle azgelişmiş ülkeler kendilerinin tanımladığı ihtiyaçlarına kendi çözümlerini geliştiren ülkeler değildir. Gellner'in tezi burada fena halde tarihe takılmaktadır. Aksine azgelişmiş ülkeler kendilerine dayatılan ihtiyaçlar ve kendilerine dayatılan çözümlere dayalı bir bilim ve teknoloji politikasına tabidir. Tüm dünyada azgelişmiş ülkelere yönelik savunma sanayi satışlarını düşünmek, ihtiyaçlar ile bu ihtiyaçların karşılanma ve gerçek ihtiyaçlara tekabüliyet oranı arasında ciddi bir makas olduğunu hemen akla getirecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok anlatılan bir hikâyecik vardır: Yılın yarısını (kutup gündüzünü) avlanarak geçiren ve kalan yarısında (kutup gecesi) dinlenen Eskimolara işlerini kolaylaştırmak ve ticari değer elde etmek için ateşli silahlar ve motorlu kayıklar dağıtıldığında, eskiden altı ayda bitirebildikleri işlerini birkaç haftada halleder olmuşlar, ancak yılın avlamaya müsait sair zamanlarında ava devam etmek veya avlarını satmak gibi bir gaileye bulaşmamışlardır. Maksat ihtiyaçların karşılanması olduğuna göre birkaç haftalık çalışma ve yılın on bir ayı dinlenmeye dönük bir hayata geçmişlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu bilim ve teknoloji tartışmasına taşırsak, Batı aslen spesifik ihtiyaçlara karşı geliştirilen spesifik araçlar olarak kabaca tarif edilebilecek teknoloji konusunda bir inhisar kurmaktadır. Kendi teknolojisini belki bu teknolojiye ihtiyaç duymayan ve bu nedenle azgelişmiş olarak tanımlanan ülkelere bilim inhisarını vermeden pazarlamaktadır. Bu pazarlama işlemi her zaman Eskimolarda olduğu gibi mizahi denebilecek neticeler de doğurmamaktadır. Teknolojinin pazarlanabilmesi, ihtiyaçların küreselleştirilmesine bağlıdır. Bugün küreselleşme bağlığı altında yapılan tartışmada belki de en çok gözden kaçırılan husus da budur. Aynı tartışma ulusal düzleme taşındığında ise bir ülkenin bağımsızlığının temel parametrelerinden birisinin de o ülkenin kendi öz ihtiyaçlarını tanımlayabilme, öngörebilme ve karşılayabilme becerisi olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla ulusal teknoloji çok önemli bir ulusal değer ve bağımsızlık ölçütüdür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İster uygulamadan bilime, ister bilimden uygulamaya gidişi öngören ve kanımızca son derece dar olan paradigmayı esas alarak bir bilim ve teknoloji stratejisi geliştirin bilimsiz yapamazsınız. Ülkemizde temel bilimler alanı en ihmal edilen alanlardan birisidir. Yalnız pozitif bilimler değil, aynı zamanda felsefe ve sosyoloji gibi sair temel bilim alanlarında da büyük eksiklikler bulunmaktadır. Bu bilim dalları, yenilik ve buluş öncesinde, esnasında veya sonrasında üstlendikleri esasa dair rolün yanı sıra aslen ihtiyacın belirlenmesi ve tanımlanması gayretlerinin çok önemli bir parçasını oluşturmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn1" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref1" name="_ftn1"&gt;[1]&lt;/a&gt; Roger Hart, "Beyond Science and Civilization: A Post-Needham Critique," Stanford University, Program in History and Philosophy of Science&lt;br /&gt;&lt;a href="http://uts.cc.utexas.edu/~rhart/papers/beyondsciciv.html#fn34"&gt;http://uts.cc.utexas.edu/~rhart/papers/beyondsciciv.html#fn34&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn2" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref2" name="_ftn2"&gt;[2]&lt;/a&gt; Joseph Needham, "Poverties and triumphs of the Chinese scientific tradition,"&lt;br /&gt;&lt;a href="http://uts.cc.utexas.edu/~rhart/papers/beyondsciciv.html#fn34"&gt;http://uts.cc.utexas.edu/~rhart/papers/beyondsciciv.html#fn34&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn3" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref3" name="_ftn3"&gt;[3]&lt;/a&gt; Huff, Toby. The Rise of Early Modern Science. 1993&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.hyperhistory.net/apwh/essays/comp/cw24sciencechinaottomaneurope.htm"&gt;http://www.hyperhistory.net/apwh/essays/comp/cw24sciencechinaottomaneurope.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a title="" style="mso-footnote-id: ftn4" href="http://www.blogger.com/post-create.g?blogID=12040126#_ftnref4" name="_ftn4"&gt;[4]&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.thomasedison.com/"&gt;http://www.thomasedison.com/&lt;/a&gt; adresinde verilen alıntıların tercümesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-114845720865969677?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/114845720865969677/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=114845720865969677&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/114845720865969677'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/114845720865969677'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2006/05/bilim-ve-teknoloji-dou-ve-bat-gelimi_24.html' title='Bilim ve Teknoloji: Doğu ve Batı, Gelişmiş ve Azgelişmiş Ülkeler'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-114526581526418849</id><published>2006-04-17T12:23:00.000+03:00</published><updated>2006-04-17T12:23:35.450+03:00</updated><title type='text'>Çin: Eksik Halka</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin bugün enerji ihtiyacı en hızlı biçimde artan ülke. Neredeyse münhasıran tüm dış politikasını belirleyen temel parametre de petrol. İleride çok daha artacak bu ihtiyacını, yalnız AB ve ABD ile değil, Hindistan gibi yine "Emergent" (yeni ortaya çıkan, yükselen) ülkelerle rekabet ederek karşılamak zorunda. Bu konuda başarılı ve başarısız birçok girişimi oldu, devam da edecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlarsak, Irak savaşı öncesinde Çin ve Fransa benzeri sözleşmeleri devrik Irak lideri Saddam ile imzalamışlardı. Bugün ise bu anlaşmaların hiç bir geçerliliği kalmadı. Çin, Afrika'daki petrol üreticisi -belki de bu nedenle de iç savaştan muzdarip- ülkelere barış gücü yollamakta. Rusya ile kimilerinin stratejik diye adlandırdığı, ancak benim daha çok pragmatik/taktik diye nitelendirebileceğim işbirlikleri geliştiriyor. Güney Amerika ülkeleri ile ilginç temasları söz konusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çin'in büyük enerji ihtiyacı bu ülkenin dünya sistem ile barıştıktan sonra kat ettiği mesafeyi ve büyüme hızını göstermesi açısından ilginç. Ancak, bir gelişim göstergesi olan bu parametre aynı zamanda da Çin'in yumuşak karnını oluşturuyor. Çin'in büyümesini veya dünya sistemde hâkim oyuncu haline gelmesini önlemek gibi bir amaç olduğu kanısında değilim, bu zaten bizatihi küresel kapitalizmin temel ilkelerine aykırı ve irrasyonel bir tutum olurdu. Öte yandan, Çin'in bitmek tükenmek bilmez enerji talebine karşı kontrollü bir arz ile Çin'in büyüme ve dünya sistemle entegrasyon prosesinin kontrol edilebileceği tezi daha akla yatkın gelmekte. Buradan çıkan sonuç kanımca şu: Kimse nihai olarak Çin'in enerji kaynaklarına erişimini sınırlandıramaz, hatta daha ileri giderek sınırlandırmak istemez, ancak bunu mümkün olduğu ölçüde mevcut dünya sistem hiyerarşisi içerisinde kontrollü bir modele oturtmak mümkün olabilir. Bu nasıl yapılabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temel Atlantik stratejisinin ilk adımı enerji kaynaklarının bulunduğu ülkelerin Batıya yakın tutulmasıdır. Buna mukabil esas ağırlık, enerji dağıtım yolları ve düğümleri üzerinde bulunan ülkelerin Batıya tam entegre ülkelerden oluşturulmasına verilmektedir. Bizim anlamakta bazen güçlük çektiğimiz, çoğu kez dar anlamıyla algıladığımız "öngörülebilir, bir sonraki adımı tahmin edilebilir ülke" olarak tanımlanan ülkelerdir bunlar. Dar algılama, "kendisine dayatılanı yapan, kafasına vurulunca ağzındaki lokma alınabilen ülke" olmakla birlikte, aslen bu terim sözlük anlamıyla değerlendirilmelidir. Temel parametre istikrardır. Bir sonraki adımı öngörülebilir ve tahmin edilebilir ülkeler istikrarlı ülkelerdir ve istikrar enerji yolları için esas dair stratejik önkoşuldur. Sözgelimi, hem petrol, doğal gaz ihraç eden, hem de bu enerji kaynaklarına ihtiyacı olan ülkelerin Türkiye'den temel talebi öngörülebilir bir ülke olmasıdır. Türkiye demokrasisini güçlendirdikçe, ekonomisi belli bir olgunluğa eriştikçe öngörülebilir ülke endeksindeki yeri hem yükselmiş, hem de politika empoze edilen ülke konumundan, eş-politika geliştirilen ülke olmaya doğru adımlar atılmıştır. Konuyu daha fazla dağıtmamak için bu parantezi kapatalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Atlantik ittifakının elinde bulunan bu ciddi koz, yani enerji dağıtım kanallarına hakimiyet avantajı, Atlantik-Avrasya blokları arasındaki çatışmada Batıya önemli bir stratejik üstünlük sağlamaktadır. Çin'in petrol ya da geniş anlamda enerji tedarik stratejisinde en temel eksiklik işte bu halkadır. Çin, doğrudan petrol üreten ülkelerle büyük sözleşmeler imzalayabilir. Bu sözleşmeler, Çin'e önemli avantajlar sağlayabilir. Ancak bu enerji kaynaklarının Çin'e ulaşım yolları Çin denetiminin dışındadır. Öte yandan Atlantik ittifakı, bu enerji yollarını kendisi için istikrarlı, hasmı için ise istikrarsız kılabilmek için her türlü vasıta, güç ve iradeye sahip görünmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu noktalar ışığında, içinde yaşadığımız yüzyılın Çin için bir yükseliş, yeniden doğuş mitosu ile açıklanacak ölçüde parlak geçeceği aşikardır. Ancak Çin'in dünya-sistemin -amiyane tabirle- patronlarından birisi olabilmesi için vazgeçilmez bazı imkân ve vasıtalara henüz sahip olmadığı değerlendirilebilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-114526581526418849?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/114526581526418849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=114526581526418849&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/114526581526418849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/114526581526418849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2006/04/in-eksik-halka.html' title='Çin: Eksik Halka'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-114509695555279914</id><published>2006-04-15T13:28:00.000+03:00</published><updated>2006-04-17T17:12:58.280+03:00</updated><title type='text'>ABD İran Konusunda Yanılacak mı?</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran'a yönelik herhangi bir saldırının operasyonel boyutlarının ve hatta kullanılması muhtemel spesifik harp silah ve vasıtalarının tartışıldığı bir dönemde tüm hesaplarda eksik olan bir şey var. Hayır, eksik hesap muhtemel bir İran direnişinin varabileceği boyutlar, ABD ve/veya onunla birlikte hareket etmesi beklenen ülkelerin ve bu harekâta karşı çıkacak ülkelerin karşı karşıya kalacakları diplomatik direnç veya muhtemel bir harekâtın yeni bir savaş ve istikrarsızlık dönemini tetiklemesi olasılığı değil. Bu harekâtın nedeni ne olacak? Eksik olan hesap bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'nin İran'a saldırmasını olmazsa olmaz bir zorunluluk haline getiren stratejik meydan okuma nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortadoğu, Balkanlar ve Kafkasya coğrafyasında yüzyıllarca hüküm sürmüş, türlü komplo, entrika ve oyuna birinci elden muhatap olmuş ve tabiri caiz ise arketipik olarak bu türden konspiratif bulgulara aşina, ama her nedense genetik olarak direnç geliştirememiş bir ülkenin yurttaşı olarak ileri sürülen gerekçeler manzumesi bana yeterli gelmiyor. Piyasada dillendirilen, pazarlanan temel gerekçe İran'ın nükleer silah seçeneğine yönelmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka gerekçeler de bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, İran'ın jeostratejik anlamda bir kuşak ülke olarak davranmak yerine sık sık aralarında uzandığı Avrasya ve Atlantik bloklarını rahatsız edecek türden bağımsız inisiyatifler geliştirmesi ve bunun hemen her zaman aslen bir ulusal bağımsızlık meselesi olmayıp, stratejik saf değiştirme olgusunu ima etmesidir. İkincisi, İran'ın Irak üzerinde bazı Şii fraksiyonlar üzerinden egemenlik tesis etme girişimidir. Bir üçüncüsü, İran'ın Hamas ve Taliban örgütleriyle kurduğu aşk nefret ilişkisidir. Bu manzumeye, İran'ın radikal İslam'ın kurumsallaştırıldığı ve ihraca hazır paketler haline getirilmeye çalışıldığı bir ülke olması eklenebilir. İran'ın AB, ABD, BM ve NATO nezdinde terörist örgüt listesine giren birçok örgüte maddi ama daha çok manevi destek sağladığı da iddia edilegelmektedir. Son olarak İran, Suriye ve Kuzey Kore gibi ülkelerle birlikte ABD'nin "haydut devlet" (rogue state) sınıflandırması içinde yer almaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında her ne kadar esas sözcüleri ABD'de olsa bile bu tanımlamayı ABD'ye atfetmek ülkemizde ve dünyada tüm analistlerin en temel açmazını oluşturmaktadır. Haydut devlet tanımlaması, tıpkı Genişletilmiş Ortadoğu Projesi ya da eskinin Demir Perde'si gibi aslen dünya-sistemin kavramlarıdır ve böyle olmakla salt bir ülkeye indirgenemeyecek ölçüde dünya iktidarının asli sahipleri tarafından tanımlanmış ve uygulamaya geçirilmiş projeleri ima etmektedirler. Bugün D-7+1 ülkelerini bahse konu tanımlamalarda ayrı düşünmek, ABD'yi bu ülkelerden izole etmek mümkün değildir. Dünya sistem içinde ciddi ve kati bir işbölümü vardır ve bu işbölümünün sınırları (rant) konusunda dünya-sistem iktidarını paylaşan ülkeler arasında meydana gelmiş/gelmekte olan/gelebilecek çatışmalar bu işbölümünü ya da temel projeleri etkilememektedir. Bahse konu projelerin etkilenme olasılığı ortaya çıkar çıkmaz dünya-sistem refleksif olarak kendini toparlamaktadır. Devam edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydut devlet tanımlaması türlü alt metinleriyle birlikte aslen (i) dünya sisteme ekonomik entegrasyonun tamamlamayan ve dolayısıyla küreselleşme önünde bir engel oluşturan, (ii) çeşitli küresel ve bölgesel stratejik güçlerin tetikçiliğini yapan, (iii) kitle imha silahları konusunda kimyasal, biyolojik ajanlarla başlayıp, dispenser olarak balistik füze geliştirmeye yönelen ve neticede nükleer silaha sahip olma isteği olan veya bu silahlar sahip olan (iv) belli stratejik bölgelere erişim yolu üzerinde bulunan ancak dünya sistem ile bu erişim hakkını paylaşma konusunda sıkıntısı ve/veya isteksizliği olan ve bölgelerinde bağımsız politikalar izleyebilen ülkeleri kastetmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haydut devlet olabilmek için tüm bu şartların sağlanması gerekmektedir. Zira İsrail (ii, iii, iv), Pakistan (iii, iv) ve Hindistan (iii, iv), hatta Türkiye (iv) bahse konu koşulları sağlasalar bile haydut devlet sınıflandırmasına girmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya-sistemin kafası oldukça nettir. Burada (i maddesi hariç yukarıdaki diğer tüm haydut devlet koşullarını sağlayan) İsrail örneğinden çıkarılacak temel sonuç, İsrail'in dünya-sisteme tam entegrasyon sağlamış gelişmiş kapitalist bir ülke olmasının onu haydut devlet sınıflandırmasından çıkarmış olmasıdır. Ne nükleer silahlara sahip olması, ne işgal altında bulundurduğu topraklarda süregelen insan hakları ihlalleri, ne Çin, Hindistan gibi ülkelerle kimi kez ABD ekseninden sapan bağımsız girişimleri onu haydut devlet yapmamaktadır. O halde temel parametre dünya-sisteme entegrasyondur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran kadim bir ülkedir. Varlığını, muhteşem Pers hükümranlığını izleyen yüzyıllar içinde giderek iki önemli güç arasında, nüfus ve toprak genişliği gibi jeostratejik avantajlarını kullanarak bir tampon ülke olarak kalabilmiş olmaya borçludur. Bir yandan tampon ülke olarak kalırken, bir yandan da bağımsız (bu nedenle de hemen her zaman hüsranla bitmiş) gündemler yürütmeye çalışmıştır. 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren aslen dünya sistemin, demir perdenin güneydoğu sınırlarında ileri karakolu olmuştur. Dünya sistem İran, Irak, Türkiye ve Pakistan'ı (yani bugün Genişletilmiş Ortadoğu Projesinin merkezden doğuya uzanana mihverini) birleştirecek ittifak arayışında olmuştur. Sadabad Paktı, CENTO bunlara örnek olarak verilebilir. İran İslam Devriminin ardından ise şeytan Amerika ile özdeşleştirilen dünya-kapitalist sistem yerine Rusya ve Çin'e yönelinmiştir. Bu ittifakın silah sistemleri ortak projeler ayağına daha sonra Kuzey Kore de dâhil olacaktır. Ancak bu dönem sona ermek üzeredir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde İran'ın işi daha zordur, zira Batısında D-20 ve E-7 üyesi bir ülke, güneyinde dünya sistemin el attığı eski düşmanı ve asla yıldızının barışmadığı sair Arap ülkeleri, doğusunda ABD'nin Orta ve Güneydoğu Asyadaki temel müttefikleri, kuzeyde ise dünya-sistemle entegrasyonu (mafya-bürokrasi eliyle olsa da) güçlenen Rusya bulunmaktadır. Kuzey Batısında ise Ermenistan dışında bir dostu kalmamış, bu bölgeleri hinterlandı gören ülkeler etkinliklerini artırmışlar, işin içine AB ve ABD girmiştir. Uzaktaki dost Çin uzun süredir dünya-sisteme hâkim olmak için yapılacak çalışmaların, dünya-sistemle didişmekten çok daha maliyet etkin olduğunu kavramıştır. Kısaca İran'ın dünya-sistemle didişme kavgası giderek yalnızlaşan bir kavga olagelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İran özelinde küresel ve bölgesel güçlerin bir meydan muharebesi yaptıkları doğrudur. Her iki ana stratejik blok da İran'ı yekdiğerine karşı kullanmış, kullanmaya çalışmıştır. İran'ın petrol kaynaklarının hangi piyasalara sunulacağı önemli bir çatışma maddesidir. Bu petrolün hangi mübadele birimi (ABD Doları, Euro, Ruble) üzerinden piyasaya sunulacağı başka bir çatışma maddesidir. Ancak petrol tek başına bir çatışma parametresi değildir. Bizatihi İran'ın jeopolitik-jeostratejik konumu bu ülkenin Kuzey-Güney ve Doğu-Batı eksenlerinin buluştuğu noktadaki benzersiz yeri, Okyanus açılımı çatışmanın aslen daha geniş bir temelde yürüdüğünün göstergesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün dünya-sisteme yön veren ülkelerin İran üzerindeki çatışması aslen paradoksal bir biçimde İran'a ve rejimine soluk aldırmaktadır. Ancak bu bir hayat öpücüğü değildir ve bu satırların yazarı bahse konu çatışmanın bir anlaşmaya doğru hızla ilerlediği kanısındadır. Anlaşmanın ilk belirtisi, AB ve ABD'nin İran politikalarının yakınlaşması olmuştur. ABD, İran ile yapılacak görüşmeleri AB'ye havale etmiştir. İkinci belirti, George W. Bush'un son Pakistan-Hindistan gezisinde İran'dan Pakistan'ı izleyerek Hindistan'a varacak boru hattına onay vermesi olmuştur. Bu hamle oldukça kritiktir ve satranç notasyonuyla bile ifade edebilmek için birden çok ünlem ve soru işaretine gerek duymaktadır. Bahse konu anlaşma zımni olarak İran petrolünün mübadele birimi olarak Euro'nun dahi kullanılmasına cevaz verirken, aslen İran petrolünün E-7 ülkelerinin lideri Çin yerine, başaltı pozisyonundaki Hindistan'a ulaşmasını sağlayarak önemli bir jeostratejik saflaşmayı sona erdirmektedir. Öte yandan İran için hayati önemi haiz bir projeye dünya-sistem onayı verildiği anlamını taşımaktadır. Üçüncü belirti, İran'ın nükleer seçenekte diretmeye yönelen iç politika hamlelerinin artık Rusya ve Çin tarafından hoş görülmemesidir. Rusya, uranyum zenginleştirme noktasında baştan beri İran politikalarına muhalefet etmektedir. Ahmedinejat'ın son açıklamalarına karşı resmi Rus beyanı tabiri caiz ise buz gibidir ve "yaptırım uygulanmamalı" şeklinde ifade edilebilecek geleneksel Rus politikasından bir sapmayı temsil etmektedir. Açıklamanın hemen ardından Çin, yüksek düzeyde bir görevlisini (ama bir bakanını değil) İran'a göndermiştir. İran nükleer silah seçeneğinden er ya da geç vazgeçecektir. Aksi halde karşısına aldığı odak ne İsrail, ne de neo-Conlar olacaktır. İran, bir zamanlar yakın işbirliği içinde olduğu Rusya ve Çin'den de büyük bir darbe alabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar İran için ileri sürülen savaş gerekçelerinden bahsetmeye çalıştım. Bu gerekçelerin kanımca yetersiz olması ABD'nin İran'a saldırmayacağı anlamına gelmez elbette, ancak Sun Tzu'nun da belirttiği gibi "(...) gerçek güç her zaman muharebeyi kazanmak değil, onun için yapılan hesaplarda yanılmamaktır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zahiri güç ABD, gerçek güç dünya-sistemin Irak'ı entegre etme projesini salt askeri bir proje olarak kodlamış, beklenen bir askeri başarı elde etmiştir. Son günlerde ABD Savunma Bakanı Rumsfeld'e karşı çıkan emekli generallerin ağızlarından eksik etmedikleri, ama başta Brzezinski olmak üzere neo-Con olmayan ABD'li stratejistler tarafından yıllardır dillendirilen "biz savaşı kazandık ama barışı kazanamadık" ifadesi ise yukarıda alıntılanan cümle içinde yeniden değerlendirildiğinde muharebe kazanılmış, ama onun için yapılan hesaplarda fena halde yanılgı olmuştur. Acaba ABD İran'da yeniden yanılacak mı? Kanımca esas sorulardan birisi budur. Brzezinski, ABD'nin İran'a müdahalesinin ABD'nin küresel güç olma vasfını ortadan kaldıracağını belirtmektedir. ABD'nin benzeri bir yanılgıya tekrar düşmesi olasılığı düşük olarak değerlendirilmektedir. Bugün ABD'nin en kötü senaryoda bile daha geniş bir koalisyon ya da diplomatik deyimle "concerted action" peşinde olacağı hem Rice, hem de üst düzey ABD yetkilileri tarafından dile getirilmektedir. Burada yanılgı Irak'a savaş açılması değil, bu savaşın asli nedeni olan rejim değişikliğinin otomatik olarak ve müttefik desteği (dünya-sisteme yön veren ülkelerin ve bölgesel müttefiklerin tam uzlaşması) olmaksızın geleceği beklentisidir. Bu beklenti öylesine güçlü olmuştur ki Pentagon'un 300 bin asker talebi geri çevrilmiş (bugün 100 binin biraz üzerinde), rejim değişikliği için temel enstrüman olan Kürt, Türkmen, Arap, Sünni, Şii uzlaşı parametreleri dikkate alınmamış neticede bugünkü Irak tablosu oluşmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'nin de İran ileri gelenlerinin de 'efelenme' tavrının gerisinde ima edildiğinin aksine bir ABD-İran savaşı olasılığı kanımca görünmemektedir. ABD, İran'ı kitleleri meşgul edecek bir nükleer silah elde etme bahanesi ile baskı altında tutarken (ancak bir yandan Hindistan'a petrol sevkıyatı konusunda onu rahatlatırken), esas amacının İran'ın Irak'taki Şii unsurlar (Mukteda El Sadr, İsmail Cevahiri) üzerindeki etkisini önce izole etmek, sonra kaldırmak olduğu anlaşılmaktadır. İran cephesinde ise Ahmedinejat, Hamaney ve Rafsancani'nin açıklamaları ile giderek gün yüzüne çıkan bir fırtına sürmektedir. İran'dan gelen ipe sapa gelmez tüm açıklamalar (Yahudi soykırımı olmadığı, İsrail'i yeryüzünden silecekleri, İran'ın nükleer kulübe girdiği vb.) kanımca iç politikaya yöneliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Önemli Not:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;İran üzerinden Hindistan'a yönelecek petrol boru hattı ile ilgili ilave kaynak ararken, projenin son durumu konusunda yanlış daha doğrusu eksik bilgi verdiğimi fark ettim. Aşağıda alıntıladığım makalesinde Em. Büyükelçi Yalım Eralp, Bush'un bölge ziyareti esnasında projeye evet dediğini söylüyor (benim de bilgim bu yönde idi) ama daha sonra Enerji Bakanı'nın 'sakın ha' diyerek, Tükmenistan üzerinden bir hattı 'teşvik ettiğini' ekliyor. Her ne kadar yazımdaki esas tezi etkileyecek denli önemli olmadığını düşünsem de etik olarak bu ek bilgiyi sizlerle paylaşmak ve eksik bilgilendirme için özür dilemek istedim.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Büyük oyunda son durum, Yalım Eralp.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.cnnturk.com/CNNTURKBLOG/yazar.asp?pid=1330"&gt;http://www.cnnturk.com/CNNTURKBLOG/yazar.asp?pid=1330&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-114509695555279914?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/114509695555279914/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=114509695555279914&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/114509695555279914'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/114509695555279914'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2006/04/abd-iran-konusunda-yanlacak-m.html' title='ABD İran Konusunda Yanılacak mı?'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-113991373788820248</id><published>2006-02-14T12:20:00.000+02:00</published><updated>2006-07-07T18:20:24.730+03:00</updated><title type='text'>MilGem, Obez Hücumbot mu?</title><content type='html'>&lt;strong&gt;Hakan Gürel, &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Savunma ve Strateji&lt;/em&gt;, 25 Ocak 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİLGEM'i ilk haberler basına yansıdığında hormonlu ganbot olarak adlandırarak hayal kırıklığımızı dile getirdiğimiz günleri hatırlıyorum. İtiraf etmeliyim aceleci bir karar vermişim. Şimdi bu nedenle hem MİLGEM konusunda daha evvelki görüşlerime nazire/düzeltme olması açısından hem de konunun daha iyi anlaşılabilmesi açısından bazı noktalara değinmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle, MİLGEM konusunu yalnız başına ele almanın yanlış olduğu ortada, zaten korvet tasarımına ilgi gösteren ülkelerin farklı gemi inşa ve tedarik projelerinden bahsederek bunu bazı analistler de ima ediyor. Yalnız burada biraz daha ayrıntıya girmek gerekli kanısındayım. Başka bir deyişle Off-Shore Patrol Vessel (OPV) (Kıyı Karakol Gemisi) ve Korvet tasarımları konusundaki genel eğilimleri analiz ederken dünya donanmalarında mevcut eğilimleri genel anlamda göz önünde tutarken, bir yandan da tek tek ülkelere özgü tasarım öncelik ve tercihlerini dikkate almak gerekmektedir. Bu anlamda kabaca dört farklı eğilimden söz etmek mümkündür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada dikkat çekmek istediğim nokta, Hava Savunma (AAW) Destroyeri veya Firkateyni ve Genel Maksat Firkateyni (FFG) tedariki ile Korvet tercihi/tasarımı arasında doğrudan bir bağlantı bulunmamasıdır. Başka bir deyişle düşük silah yüklü korvet tasarımının aslen güçlü bir AAW veya FFG filosu varsa kabul edilebilir, aksi halde yanlış olduğuna dair bazı analistler tarafından ileri sürülen tezi tartışmaya açmak istiyorum. Bu yazımın ilk bölümünü oluşturacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Karakol gemisi/korvet sınıfı küçük ve orta sınıf teknelere yer vermeyen eğilimler.&lt;br /&gt;2. Konvansiyonel tasarımlara yer veren eğilimler&lt;br /&gt;3. Hibrid (konvansiyonel - tam stealth arası) tasarımlara yer veren eğilimler ve&lt;br /&gt;4. Tam stealth tasarımlara yer veren eğilimler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki sınıflandırma, silah ve sensör yüklerini ele almıyor, bunu yazının ikinci bölümünde tartışmaya açmak istiyorum. Şimdi tek tek gidelim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Karakol gemisi/korvet sınıfı küçük ve orta sınıf teknelere yer vermeyen eğilimler: &lt;em&gt;Hollanda Kraliyet Donanması&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hollanda Kraliyet Donanması genelde aşağıdaki suüstü büyük parça vasıtalara sahiptir:&lt;br /&gt;De Zeven Provincien sınıfı AAW FFG x 4 (Mk-41 VLS; SM-2 x 32 ve ESSM x 32) (Smart L-3D ve APAR)&lt;br /&gt;Karel Doorman GPF FFG x 8 (Mk-48; SeaSparrow x 16) (Smart 3D, LW-08 ve STIR)&lt;br /&gt;Jacob Van Heemskerck Sınıfı GPF FFG x 2 (Mk-13; SM-1MR x 40, Mk-29; SeaSparrow x 8 (+16)))&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum: Hollanda Donanmasında herhangi bir korvet veya hücumbot bulunmamaktadır. Açık kaynaklara yansımış bir plan da yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Konvansiyonel tasarımlara yer veren eğilimler: &lt;em&gt;Güney Kore&lt;/em&gt; &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KDX-3 sınıfı AAW DDG x (3) (Mk-41 VLS; SM-2 x 32) (SPY-1D - Aegis)&lt;br /&gt;KDX-2 sınıfı AAW DDG x 4 (Mk-41 VLS; SM-2 x 32) (SPS-49(V)5, MW-08, STIR)&lt;br /&gt;KDX-1 sınıfı GPD DDG x 3 (Mk-48 VLS; Seasparrow x 16) (SPS-49(V)5, MW-08, STIR)&lt;br /&gt;USLAN sınıfı GPF FFG x 9 (Harpoon x 8, SAM yok)&lt;br /&gt;PO HANG sınıfı Korvet x 24 (MM?38 SSM x 2 veya Harpoon x 4 yalnız bir tanesinde, SAM yok)&lt;br /&gt;DONG-HAE sınıfı Korvet x 4 (Füze yükü yok)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum: Güney Kore donanmasında yalnızca halen 7, ileride 10 destroyerde SAM var. Firkateynlerinde dahi SAM yok. Korvetleri ağırlıklı olarak konvansiyonel top, sınırlı sayıda SSM ve ASW sistemleri (depth charge ve torpido) ile donatılmış. KDX-I/II/III sınıfı 7+3 firkateyni (ki 3 adedinde yalnızca Sea Sparrow var) 9 firkateynin yanı sıra, 28 korvet, 80+ adet 150 tonluk konvansiyonel, mevcut 5 ve planlanan 40 adet füzeli hücumbota hava savunma desteği vermek durumunda. Dolayısıyla, Güney Kore donanması için -sayısal olarak- yetersiz bir hava savunma kabiliyetinden söz ediyoruz demektir. Ek olarak, Güney Kore korvetlerine SAM takviyesi de düşünmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;3. Hibrid (konvansiyonel - tam stealth arası) tasarımlara yer veren eğilimler: &lt;em&gt;Federal Alman Donanması&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;em&gt; &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sachsen Sınıfı Tip 124 AAW FFG x 3 (Mk-41; SM-2 x 24, ESSM x 32) (SMART L/3D, APAR)&lt;br /&gt;Brandenburg Sınıfı Tip 123 GPF FFG x 4 (Mk-41; SeaSparrow x 16) (SMART 3D, LW-08, STIR)&lt;br /&gt;Bremen Sınıfı Tip 122 GPF FFG x 8 (Mk-29; SeaSparrow x 16) (TRS-3D/32, WM-25)&lt;br /&gt;K?130 Sınıfı Korvet x (5+5) (Polyphem SAM x8, RAM x 2, RBS-15 SSM x 4) (TRS/3D)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum: Alman Donanması su üstü muharebe gemileri (modern) AAW kabiliyetine Sachsen sınıfı firkateynlerle kavuşmuştur. Donanma SAM kabiliyetinin belkemiğini ise Mk?41, Mk?29 lançerlerini kullanan SeaSparrow RIM-7/M füzeleri oluşturmaktadır. Brandenburg sınıfı FFG?lere ESSM entegrasyonu makul bir beklentidir; ancak Bremen sınıfında Mk-29 üzerinden ESSM kabiliyeti sınırlı sayıda ateşe hazır füze içereceğinden beklentileri karşılamaktan uzaktır. Brandenburg sınıfı gemilerde Aegis/APAR türevi bir sensör süiti olmadığı için SM-2 entegrasyonunun makul ve mantıklı bir çözüm olmadığı değerlendirilmektedir. Alman Donanmasında görev yapacak K?130 korvetlerinde kullanılacak olan Polyphem füzesini SAM versiyonu konusunda bilgi sahibi değilim. Ancak ilk başta bu füzelerin SAM değil hafif SSM amaçlı olarak seçildiği konusunda internet üzerinde birçok kaynak bulunmaktadır. K-130 korvetinde ASW sensör ve silahı bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;4. Tam stealth tasarımlara yer veren eğilimler: &lt;em&gt;İsveç Donanması&lt;/em&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsveç Donanması suüstü unsurları genelde aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;Visby sınıfı Korvet x 2(+3)? (RBS-15 SSM x 8, Tip 43/45 400 mm sabit torpido tüpü x 4,&lt;br /&gt;Saab Alecto 127 mm havan) (Sea Giraffe Radar, CDC Hydra aktif, çekili pasif sonar ve VDS)&lt;br /&gt;Göteborg Sınıfı Korvet x 4 (RBS-15, 400 mm torpido ftb/w, havan) (Sea Giraffe Radar, CDC Hydra aktif, çekili pasif sonar ve VDS)&lt;br /&gt;Stockholm Sınıfı Korvet x 2 (RBS-15, 400 mm torpido ftb/w, havan) (Sea Giraffe Radar, CDC Hydra aktif ve VDS)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yorum: İsveç Donanmasında destroyer ve firkateyn sınıfı gemi bulunmamaktadır. Korvet, hücumbot ve sair hızlı ve esnek mukabele teknelerinden oluşan neredeyse münhasıran ASW ve ASuW yönelimli bir suüstü kabiliyetini idame ettirmektedir. İsveç donanmasında SAM ya da CIWS/PDMS bulunmamaktadır. Buradan benim elde ettiğim sonuç, donanmanın büyüklüğü veya sahip olduğu AAW DDG, FFG imkânları ile korvet tasarım konseptleri arasında bir tutarlılık bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim edindiğim izlenim, ülkelerin korvet tasarımlarının kendi ulusal tehdit algılama ve donanma organizasyonları doğrultusunda biçimlendiği yönündedir. AAW yoksa, korvetinde ESSM olmalı türünden bir genelleme ya da büyük parça (DDG, FFG) gemin yoksa korvetini aşırı silahlandır gibi bir eğilimden söz etmek mümkün görülmemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazımın ikinci kısmında, stealth özellikleri bakımından MİLGEM ile benzer olan K?130 korvetini karşılaştırmak istiyorum. Fazla ayrıntıya girmeksizin her iki tasarım da düşük IR, akustik, manyetik iz, radar kesiti gibi tasarım önceliklerini esasa almış ancak işi Visby gibi full-stealth konseptine götürmemiştir. Şüphesiz bu konuda maliyet-etkinlik konusu rol oynamış olmalıdır. K-130 korveti?nin tasarım konseptinde, aşağıdaki unsurlara öncelik tanınmıştır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;? 5 şiddetinde deniz koşullarında 15 kt seyir kabiliyeti&lt;br /&gt;? 7 gün desteksiz, 21 gün destekli denizde kalış kabiliyeti&lt;br /&gt;? kıyı ve düşman sularında keşif ve deniz karakol kabiliyeti, UAV&lt;br /&gt;? manevra yeteneği yüksek hızlı konvansiyonel teknelerle temas sağlama ve saf dışı bırakma kabiliyeti&lt;br /&gt;? büyük gemilere karşı koordineli uzun menzilli angajmana iştirak etme kabiliyeti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alman Donanması?nın K-130 tasarımında temel yönelimi, hemen tüm FAC kabiliyetini oluşturan S-148 Tiger sınıfı FAC?ların servis dışına çıkarılmış olması, S-143 Albatross?ların 2006 ile birlikte servis dışına çıkarılacak olmaları, S-148A Wiesel?lerin servis ömürlerinin sonuna gelmiş olması ve denizde daha uzun süreli kalış imkânı veren su üstü gemilerine duyduğu ihtiyaç olarak belirlenmektedir. Denizaltı savunma görevleri bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİLGEM?e gelince, K?130 ile önemli ölçüde ortaklık görmekteyiz. Tek ve en önemli istisna MİLGEM?in ASW sensör ve silah sistemleridir. Bunun dışında, operasyonel olmaları beklenen deniz şiddeti, denizde kalma süreleri (MİLGEM?de destekli 10, desteksiz 21 gün) dâhil olmak üzere neredeyse tıpatıp birbirine benzemektedir. MİLGEM ile K?130 neticede TRS-3D veya türevi radar, Mirador veya türevi E/O sistemler gibi ortak sensörler kullanacaktır. Öte yandan MİLGEM, büyük bir öngörü ile ülkemize kazandırılan akustik, manyetik, IR iz ve radar kesiti ölçme ve değerlendirme kabiliyeti sayesinde en az K?130 kadar düşük iz (signature) sahibi olacaktır. Farklılıklardan birisi de MİLGEM?e bir hız kabiliyeti kazandıran CODAG yerine K-130?da CODAD tahrik sisteminin kullanılacak olmasıdır. Her iki gemi de otonom hafif çaplı top (bizde STAMP, K-130?da Mauser 27) ve RAM ile (K-130?da iki adet) donatılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii, burada sistemler arasında bir hiyerarşi yaratmak doğru değildir. Her iki gemi kendi donanmasının verdiği görev doğrultusunda, bu plana uygun sensör ve silah sistemlerini almaktadır. Başka bir deyişle K?130 ve MİLGEM görevleri aynı değildir. MİLGEM Türkiye?nin denizaltı savunma kalkanının en önemli halkalarından birisi olacaktır ama yalnız değildir. Türk MİLGEM konsepti üzerine konuşurken değinmeden geçilemeyecek bir husus da şudur: ASW kabiliyetimiz ve genelde satıh, su altı ve hava ?situational awareness? kabiliyetimiz önemli ölçüde artmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. MİLGEM korvet&lt;br /&gt;2. 400 tonluk Liman Karakol Botu&lt;br /&gt;3. İlave S-70 siparişi&lt;br /&gt;4. Deniz Karakol Uçakları (Meltem I ve III)&lt;br /&gt;5. Uzun Ufuk&lt;br /&gt;6. MESA&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MİLGEM?i bu genel resim içinde ele almalıyız kanaatindeyim. Tıpkı hava savunmada kullanılan katman (layer) konsepti gibi ASW, ASuW için de benzer bir katmanlı savunma sistemi düşünülmelidir. Limanda 400 tonluk karakol gemilerimizle başlayacak bu hat, MİLGEM daha sonra büyük parça muharip gemilerimize devam edecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir parantez açalım: Bunlara, MİLGEM'in proje yönetim sisteminin, hem son derece yenilikçi bir suüstü platformu tedarik mekanizması kurması açısından, hem de yerel katılımı optimize etmeye çalışması açısından çok başarılı olduğunu eklemek lazım. ABD Donanmasının ilk olarak Oliver H. Perry firkateyni ile hayata geçirdiği bir modelden esinlenildiği görülmekte. Buna göre, ilgili kuvvet, araştırma merkezleri ve diğer paydaşlar prototip üzerinde çalışıyorlar. Birincil amaç bir prototip geminin üretimi, sonra denenmesi ve kuvvet ihtiyaçlarından, performans değerlerine kadar pek çok parametrenin müteakip tasarımı şekillendirmesi... Prototip üzerinde yapılan çalışmalarla gemiye nihai tasarım hali veriliyor ve sonra ihale edilerek özel tersanelerde üretimine geçiliyor. MİLGEM'de uygulanan bu model DzKK yetkililerinin yanısıra, üniversitelerimizi, araştırma merkezlerimizi, özel sektörümüzü bir araya getiren ve "Bir Türk Dünyaya Bedeldir, ama ikisi yanyana gelince bir şey çıkmaz" özlü sözünü söyleyenleri utandıracak bir sinerji yaratmıştır kanısındayım. En önemli katkı budur!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan, MİLGEM konusunda mütevazı davranmaya, eh elimizdeki olanaklarla bu çıktı demeye hacet de yoktur. MİLGEM, kendi sınıfının en maliyet-etkin, en iyi silahlandırılmış, en iyi denizcilik özelliklerine sahip tasarımlarından birisi olarak ön plana çıkmaktadır; nitekim korvet ve hücumbot boyutundaki gemileri bazı güzide ülke tersanelerinden edinmeye alışmış Ortadoğu ve Güneydoğu Asya?daki bazı ülkelerin daha şimdiden Milgem projesini yakın takibe almış olmalarını bu ülkelerin obezite düşkünlüğü ile açıklamak mümkün görülmemektedir. MİLGEM tasarımında temel alınan ve sadece personelin kalacağı yerlerle ilişkili çeşitli standartları üst üste dizsek boyu muhtemelen en uzun boylu MİLGEM-skeptic'leri dahi aşacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Korvet piyasasını ve konseptlerini firma broşürlerinden takip edenlerin nüfuz edemediği önemli bir tartışma korvetlerin yapısal özellikleri ile tayin edilen görevleri arasındaki paralelliktir. Bugün temel tartışmalardan birisi de tekne tasarımında stealth dozajı üzerinde dönmektedir. Milgem, bu konuda ülkemize son dönemde kazandırılan (ancak uzun yıllar boyunca TÜBİTAK-MAM ve ARMERKOM koridorlarında dolaştığı belli olan) yeni ve çığır açan iz azaltma tekniklerini kullanmaktadır. Hibrid bir tasarımdır, yani hem konvansiyonel, hem stealth özelliklerini tayin edildiği görev ve harekât ihtiyaçları ışığında maliyet-etkin bir biçimde birleştiren bir tasarımdır. Akustik, manyetik, IR ve radar izi azaltma konusu verili bir teknenin bacasına, ötesine, berisine bakarak anlaşılamayacak kadar ileri mühendislik ve tasarım bilgisi gerektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TF?2000 konusunun, MİLGEM ile herhangi bir bağlantısı bulunmamaktadır. Başka bir deyişle TDzKK TF-2000?den vazgeçerek MİLGEM?e yönelmemiştir. MİLGEM, emekliye ayrılan Hisar sınıfı ve yerine gap-filler olarak gelen Aviso sınıfının devamı olarak görülmelidir. Tıpkı 400 tonluk yeni liman savunma botlarının, sonar donanımlı eski Türk tipi botlar ve PGM-71?lerin nöbetini devralacak olması gibi... TF-2000?de iki temel sorun vardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Maliyet (Almanya, Hollanda, İspanya ve Kore gibi mali açıdan rahat ülkeler bile sınırlı sayıda tedarik edebilmektedir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. SM-2?nin Türkiye satışı onaylanmış değildir. Aster?15/30 miksinin, ESSM/SM-2 miksi kadar etkin olup olmayacağı henüz bir muammadır ve tedariki de aynı ölçüde zordur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;1. Jane?s Warships 2004-05&lt;br /&gt;2. K130 corvette marks sea change for German Navy, Ein Beitrag von Michael Nitz JDW Correspondent Kiel Erschienen im NAVAL FORCES 3.April 2002 &lt;a href="http://64.233.161.104/search?q=cache:YobV4Cg6CFMJ:www.richardstokowski.de/k-130.html+polyphem+k-130&amp;hl=tr&amp;amp;amp;amp;gl=tr&amp;ct=clnk&amp;amp;cd=10" target="_blank"&gt;http://64.233.161.104/search?q=cache:YobV4Cg6CFMJ:www.richardstokowski.de/k-130.html+polyphem+k-130&amp;hl=tr&amp;amp;amp;amp;gl=tr&amp;ct=clnk&amp;amp;cd=10&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;3. Resmi MİLGEM Broşürü&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-113991373788820248?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/113991373788820248/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=113991373788820248&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/113991373788820248'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/113991373788820248'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2006/02/milgem-obez-hcumbot-mu.html' title='MilGem, Obez Hücumbot mu?'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-112893076750021667</id><published>2005-10-10T10:49:00.000+03:00</published><updated>2005-10-10T10:52:47.536+03:00</updated><title type='text'>Birleşik Kafkasya: Soyut Sınırlar, Somut Engeller</title><content type='html'>&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Hakan Gürel&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;      &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: right;" align="right"&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Garamond;"&gt;Karga şakırıp kıs bolmas, torgay şakırıp yaz bolmas&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Garamond;"&gt;.&lt;a style="" href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Garamond;"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Nogay Atasözü&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Kafkasya bazen küresel ve bölgesel güçlerin sınırına kadar gelip dayandıkları bir ateşkes alanı, bazen savaş alanının ta kendisi. Bu yüzden de her türden tahakküm, direniş ve tahammül stratejilerinin uygulama alanı olan bir bölge. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Kafkasya, göreceli olarak çok küçük bir bölgede kültürel benzerlikler taşımakla birlikte etnik ve dinsel olarak çok farklı özellikler gösteren &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;ve bu farklılıklarını bazen etnik ayrımcılığa varacak ölçüde önemseyen&lt;/span&gt; uluslardan oluşuyor. Bölge özellikle de son 150 yılda tıpkı Balkanlarda olduğu gibi, en son silah sistemlerinin yanı sıra insan mühendisliği çalışmalarının (sürgünler, zorunlu yerleştirme, nüfus kaydırma vb. icatların) başarıyla denendiği temel laboratuvar alanlarından birisi oldu. Bölgenin demografik yapısı, yeniden yazılan, icat edilen tarihine, kültürüne, politik yapılarına paralel olarak değiştirildi ve günümüzdeki halini aldı. Kurgusal tarih bölge halklarına rağmen yazılmaya devam ediyor. Bazı etnik unsurlar bu politikalar sonunda ortadan kaldırılırken, kısmen ya da tümüyle anavatanlarından sürülürken, bazıları da kendi topraklarında azınlık konumuna getirildiler. Siyasi haritalar ilgili ülkeleri bir dış gücün merhametine, hakemliğine, korumasına, hamiliğine, ekonomisine muhtaç edecek şekilde oluşturuldu. Çizilen yeni sınırlar yalnız haritalarda kalmadı, Kafkasyalıların algı ve imgelem dünyalarına da nüfuz ettirilmeye çalışıldı. Kafkas ülkeleri yakın tarihin bu zoraki siyasi harita oyunu sonucunda birçok sıcak savaş yaşadı, yaşıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; font-family: Garamond;"&gt;Kafkasya zihinlerde ve haritalarda parçalanıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Kafkasya diasporasının üyeleri, bulundukları ülkenin küresel güçlerin politikalarıyla uyumlu &lt;i style=""&gt;Kafkasya tasavvur dünyası&lt;/i&gt;, geçmişin güzel ve kötü anıları ve her etnik unsura ve politik arka plana göre değişen &lt;i style=""&gt;Kafkasya hakikati&lt;/i&gt; arasında sıkışıp kalmış durumda. Anavatan ile bağın sürekli olarak manipüle edilmesiyle (başka bir deyişle, sürekli yanlış/yanıltıcı bilgi yayılması veya çoğu kez doğru bilgiye erişim olanaklarının sınırlandırılmasıyla) birlikte diasporada bir kesim, icat edilmiş sınırları içselleştirmiş ve objektif olarak bu sınırların hamiliğini üstlenen küresel, bölgesel güçlerin politikalarını benimsemiş görünüyor. Üstelik bu dayatma, aynı kesimce zorunlu bir alternatifmiş gibi savunulabiliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Kafkas halkları, özellikle de kendi içlerindeki bazı kesimlerce karşılarına biteviye çıkarılan bir psikolojik engel -&lt;i style=""&gt;göç ettikleri ülkeye minnet duymaları gereği&lt;/i&gt;- nedeniyle yaşadıkları ülkelerinin demokrasi mücadelesinde bir ölçüde pasifleştirilirken, eş zamanlı olarak bu ülkenin Kafkasya politikalarında söz sahibi olma haklarından da vazgeçirilmiş oluyorlar. Bu nedenle de Türkiye?nin Kafkasya politikalarındaki yalpalamaları, eksiklikleri, yanlışlıkları düzeltme şansı belki de en az olan kesim, paradoksal olarak ülkemizde yaşayan Kafkasya kökenli yurttaşlarımız olarak karşımıza çıkıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Kafkasya kökenli yurttaşlarımızın ülkemizin demokratikleşmesine daha etkin bir biçimde katılmasında ve Kafkas diasporasının anavatanla dolaysız bir iletişim ve müdahale kanalının idame ettirilmesinde çıkarı olmayan belli kesimler, yaşanan tarihi unutturan, kolektif bir gelecek tasarımını olanaksızlaştıran bir reel politika algılamasına, bu reel politika üzerinden de bir siyasi rant paylaşımına ışık tutuyor. Dayatılan bu seçici algılama Kafkasya?ya bütünlüklü bakılmasını engelliyor; Kafkasya?nın bazı bölgelerini kucaklarken, diğerlerini yok sayıyor. Kafkasya kuzey, güney, doğu, batı, iç, dış, yan, üst gibi bir sıfatlar manzumesi ile zihinlerde bölünüyor ve her parça bir diğeri için bir ötekileştirme nesnesi haline getiriliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Reel politika dayatmasının, Atlantik ve Avrasya ittifaklarının Kafkas politikalarına boyun eğmek, Rusya Federasyonu ve AB-ABD ile Kafkasya politikaları konusunda eleştiri ve özeleştiriden yoksun bir ilişki kurmak anlamına geldiği gözlerden kaçmıyor. Reel politikanın fetişleştirilmesi yalnızca Kafkas diasporasının imgelem dünyasını fazlasıyla sınırlandırmakla kalmıyor, aynı zamanda bu politikalar karşısında alternatif hatlar belirleyebilme, direnebilme, dönüştürebilme kapasitelerini de ortadan kaldırıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Belki de bu nedenle kendi ülkesinde bile Çeçenistan özelinde büyük eleştirilerle karşılaşan Putin, reel politika tanrısının sihirli eliyle, âli çıkarlar nedeniyle tahammül edilmesi gereken bir dünya lideri olarak algılatılmaya çalışılabiliyor. Kafkas kökenli yurttaşlarımız, Çeçenistan direnişinin aslen köktendinci terörist bir kalkışma olduğu yönündeki katıksız Rus propagandasına kulak vermeye, hatta hak vermeye çağrılabiliyor, Putin?e eleştirel yaklaşmak ülkemizin bir tabusu haline getirilebiliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Abhaz-Gürcü, Ermeni-Azeri, Oset-Çeçen gerilimleri, yerlerinden yurtlarından edilen yüz binlerce insanın yaşadığı dram, belki de bu nedenle, kısa haber şeklinde bile olsa medyamızda yer bulamıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Belki de bu nedenle AB-Komşuluk politikasına dâhil edilen Azerbaycan, Gürcistan (ve Abhazya) ve Ermenistan ile görüşmeler Kıbrıs Rum Kesimi tarafından uygulanan veto nedeniyle kesildiğinde ya da Fransa, Gürcistan sırındaki AB gözlemcilerinin geri çekilmesi için bastırdığında ne medyada yer alıyor, ne Diaspora?da sorgulanıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Diasporada bir başka kesimin Kafkasya?yı soyut sınırların ayırdığı birleşik bir coğrafya olarak görme eğilimi aslında hem en romantik, hem de en bütüncül yaklaşımı içeriyor. Ne var ki bu soyut sınırların her geçen gün yalnız Kafkasya?nın ayrı düşmüş/düşürülmüş halklarını birbirinden ayıran sınırlar değil, aynı zamanda küresel hegemonya mücadelesinin sınırları haline gelmesi ve o denli güçlü somut engellere dönüşmesi, Birleşik Kafkasya düşüncesinin pratik sınırlarını ve üstesinden gelmesi gerektiği engelleri gösteriyor. Dolayısıyla Birleşik Kafkasya düşüncesini savunanların, kanıksatılmaya çalışılan soyut sınırlara dayalı reel politika verilerine karşı romantizmi, küresel ve bölgesel güçlerin meydan okuyan bölgesel stratejilerinin sonucu ortaya çıkan somut engellere karşı ise rasyonalizmi kuşanması şart oluyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Kafkasya?ya dair parçalı algılama, özellikle de Güney Kafkasya ile Kuzey Kafkasya ayrımı, yalnızca küresel politikalar açısından değil, bizzat Kafkas halklarında var olan bazı önyargılar ve ötekileştirmeler de kullanılarak soyut olmaktan çıkıp, somut bir gerçekliğe dönüşüyor. Kuzey Kafkasya, münhasıran Rus etkisine terk edilirken, Transkafkasya (Abhazya, Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan) Atlantik ittifakının, AB ve ABD eliyle küresel politikalarını daha uygun geliştirebileceği bir coğrafyaya dönüşüyor. Kafkas dağları Avrasya ve Atlantik eksenlerinin yeni sınırı haline geliyor. Kuzey Kafkas ülkeleri, merkezden atanan bir Rus vali egemenliğinde müstemlekelere dönüşürken, güney ülkeleri Barış İçin Ortaklık (BİO), NATO ve AB-Komşuluk politikası vb. mekanizmalar ile Batı eksenine eklemleniyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Belki, Kafkasya?yı her bir parçası birbirinden ayrı düşmüş, bazı parçaları artık tamamen kaybolmuş, yerine yeni ve uyumsuz parçalar konmuş bir yap-boz olarak düşünmek mümkün. Yap-boz?un her bir parçasını bütüne dair genel tahayyülü kaybetmeksizin yeniden yerine yerleştirmek gerekiyor. Ancak öncelikle Kafkasya?yı küresel bir yap-boz oyununa konu eden, Kafkas halklarını kendi başlarına hareket yeteneği olmayan satranç taşlarına indirgemeye çalışan jeopolitik panoramayı ve jeostratejik yönelimleri çizmeye çalışmalıyız.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; font-family: Garamond;"&gt;Orta Asya, Hazar Havzası ve Karadeniz&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Orta Asya ile Karadeniz arasında uzanan ve Kafkasya?nın önemli ve merkezî bir parçasını oluşturduğu Hazar havzası dünya-sistemin en önemli enerji üretim ve dağıtım alanlarından birisini oluşturuyor. Enerji gereksinimlerini giderek daha fazla Avrasya kaynaklarından karşılamaya yönelen Avrupa ülkelerinin yanı sıra hâlihazırda ABD?den sonra en çok petrol talebi olan Çin ve Hindistan gibi küresel güç olma yolunda ilerleyen ülkeler, Rusya Federasyonu, İran ve Türkiye gibi bölgesel güçler ve ABD için bölgenin önemi bu nedenle çok büyük. Dünya-sistemin enerji gereksinimi arttıkça, Hazar havzası üzerindeki hegemonya mücadelesi de büyüyor. Üstelik enerji ya da enerjiye erişim yollarının kontrol altında tutulması küresel hegemonya mücadelesinin tek boyutu da değil. Kafkasya birçok jeostrateji uzmanının belirttiği gibi Avrasya ve Atlantik çıkar alanlarının ortasında uzanan bir fay hattı. Bu anlamda iki temel jeostratejik bloğun ekonomik, toplumsal, politik, kültürel ve ideolojik alanlarda da karşı karşıya geldiği bir coğrafya parçası. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Orta Asya, Hazar havzası ve Karadeniz üzerinde tarihsel hegemonya mücadelesinin baş aktörleri küresel düzeyde İngiltere, Almanya, ABD, Rusya, Çin ve eski Osmanlı İmparatorluğu, hatta Japonya ve bölgesel olarak ise Türkiye ve İran olarak sayılabilir. Öte yandan, bu bölgeler içinde ?Büyük Gürcistan?, ?Büyük Ermenistan?, ?Kızıl Elma? ve ?Büyük İran? gibi bazı ?megalo idea?lar da katı milliyetçi tasavvurlarıyla tarih içinde belli zamanlarda etkinlik oluşturmaya çalışmışlardır. Yazının ve yazarının sınırlarını aşmamak üzere belli başlı aktörlere değinerek tartışmayı başlatabiliriz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;    &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Rusya Federasyonu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Rusya Federasyonu?nun Kafkasya?ya dönük politikaları Çarlık döneminden bugüne siyasal rejimden kısmen bağımsız olarak az çok tutarlı bir hat izliyor. Nitekim büsbütün farklı siyasal ve ekonomik referanslara, devlet yapılarına sahip Çarlık dönemi, SSCB ve Rusya Federasyonu döneminde izlenen sürgün, keyfi sınır belirleme, nüfus yerleştirme ve katliam politikaları benzerlikler gösteriyor. Rusya Federasyonu, eski-SSCB stratejik etki alanının mirasçısı olarak görülebilecek Birleşik Devlet Topluluğu?nu kendi kontrolü altında tutmak, Hazar havzasında bulunan ve SSCB?nin dağılmasının ardından bağımsızlık kazanan ülkeleri askeri, ekonomik ve politik olarak kendisine tabi kılmak ve SSCB sınırlarına dâhil olan ülkelerde barış ve istikrarın garantörü olarak uluslararası kabul görmek için uzun süre çaba sarf etti. Bir yandan Kafkasya?da etkinliğinin sürmesi konusunda ne kadar ısrarlı olduğunu Çeçenistan?da katliamlar yapmaya varacak, &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;hatta sınırlı nükleer bomba seçeneğine başvurabileceğini açıklayacak &lt;/span&gt;ölçüde dünya âleme gösterirken, öte yandan Ermenistan, Azerbaycan, Abhazya, Osetya, Acara bölgelerinde Rus usulü barışı koruma, arabuluculuk işlevleri üstlenerek etkinliğini sürdürmeye çalıştı. Özerk bölgelerde özgür seçimlerin yapılmasına ya izin vermedi ya da açıkça Rusyacı olmayan adayları veto etmeye, merkezden atama yapmaya yöneldi. Rusya Federasyonu?nun Kafkasya?ya tanıdığı özgürlük, Kafkas halklarının Rusyacı adayları kendilerinin belirlemesi özgürlüğü ile sınırlı kaldı. Bağımsızlığını kazanan ülkelerde de etkinliğini, SSCB döneminden kalan ve Avrupa Konvansiyonel Kuvvet İndirimi Antlaşması?nın (AKKA) sınırlarının zorlanması ve ev sahibi ülkeler üzerinde yoğun baskıyla idame ettirebildiği üsleri aracılığıyla pekiştirmeye çalıştı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Bugün Rusya Federasyonu?nun, genelde de Avrasya bloğunun Hazar Havzası üzerindeki etkinliği gerileme içerisinde. Atlantik ittifakı, SSCB?nin dağılmasının ardından küresel hegemonya mücadelesinin temel muharebe alanı olan Avrasya kıtasında SSCB?nin mirasçısı Rusya Federasyonu?nun etki alanını sürekli sınırlandırmaya yöneldi. SSCB?nin dağılmasının ardından Doğu Avrupa ülkelerinin Rus etkisi dışına çıkarılarak AB içine alınması, Afganistan müdahalesi, Orta Asya ülkelerinde rejim değişikliklerinin desteklenmesi, Gürcistan ve Azerbaycan?ın NATO, AB ve çok uluslu enerji şirketleri aracılığıyla ve Türkiye?nin desteğiyle batı dünyasına adım atması Rusya Federasyonu?nu hemen tüm Batı ve Güney sınırlarında bir savunma durumuna soktu. Güneyde Orta Asya, Batı?da Ukrayna?nın kopuşu tehdidiyle Rusya bugün Orta Asya, Hazar ve Karadeniz Havzaları ile Transkafkasya?da Abhazya ve Ermenistan üzerindeki etkisi ile tutunmaya çalışıyor. Şimdilik, Türkî Cumhuriyetlerde, hareket noktaları ister ?ABD eliyle demokrasi?yi reddetmek, ister genel anlamda demokrasiyi benimsememek olsun, mevcut tek adam rejimleri Rusya Federasyonu?na hala belli bir manevra alanı sağlıyor gibi görünüyor. Rusya bu konuda Çin?den de destek alıyor ve Şangay İşbirliği Örgütünü bu ortak paydaya getirmeye çalışıyor.&lt;a style="" href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Öte yandan Orta Asya?da tek adam rejimlerinin devam etmeyeceği, en sonunda bölge halklarının demokratik bir yönetim için sokaklara döküleceğini gösteren irili ufaklı ayaklanmalar ABD ve Rusya usulü, antidemokratik liderlerle rant paylaşımına dayalı ittifakların zayıflığını gösteriyor. Özbekistan ve Kırgızistan?daki ayaklanmalar kanla bastırılırken Türkiye, AB ve ABD durumu protesto ettiler. Rusya ve Çin için bu durum Orta Asya rejimlerinin Atlantik ittifakına karşı kendi dümen sularına girmeleri için bir fırsat oluşturuyor. Özbekistan, diktatörlük seçeneğini Rus ve Çin desteği ile ayakta tutmaya çalışırken, Kırgızistan ise ABD yerine AB?yi koyarak yeni bir ittifak arayışına girmiş görünüyor. Öte yandan Kazakistan, petrol ve doğal gaz dağıtımında Rus ve Çin baskı ve tekliflerini reddedip, Bakû-Ceyhan boru hattını seçerek, Orta Asya içinde Atlantik ittifakına sağlam bir adım atan en önemli ülke komuna geldi. Kısacası Orta Asya kazanı kaynamaya devam ediyor ve mücadeleyi bitmiş saymak için henüz erken. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Birleşik Devletler Topluluğu?nun artık fiili olarak işlevsiz kalması, Rusya Federasyonu?nu Kafkasya ve Orta Asya?da Atlantik ittifakı karşısında yeni arayışlara itiyor. Orta Asya?da Çin ittifakı, Kafkasya?da ise Ermenistan, Fransa ve İran ittifakları gözden kaçmıyor. Afganistan?da konuşlanan Atlantik ittifakı güçlerinin, Orta Asya ve Kafkasya?da enerji kaynaklarının ve yollarının Rus ve Çin etkisinden kurtarılarak güvence altına alınması olduğu düşünüldüğünde Rusya Federasyonu?nun yukarıda bahsedilen yeni ittifakları anlaşılır bir hale geliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Burada ilginç olan konu, Çin?in SSCB?nin Afganistan işgali sırasında daha ABD ortada yokken Afgan mücahitlerine silah yardımı yapmış olması, başka bir deyişle Orta Asya?nın müstahkem mevkiini SSCB?ye bırakmak istememiş olmasıdır. Dolayısıyla bugünkü Rus ? Çin ittifakının hayli pragmatik ve geçici bir doğası olduğu ortadadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;&lt;span style=""&gt; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Rusya Federasyonu?nun Karadeniz politikaları, Ukrayna?nın kaybıyla büyük bir yara almıştır. Türkiye ve Ukrayna arasında olası NATO ve AB üyelikleri üzerinden yürüyen ve Kırım?daki büyük iş hacmi ile desteklenen işbirliği, zamanın Karadeniz hâkimi Rusya Federasyonu?nun Karadeniz erişim ve kontrolünü büyük ölçüde azaltmış görünmektedir. Öte yandan Ukrayna?nın Transkafkasya ülkeleri ile tarihi işbirliği bir yana Karadeniz havzasına yönelik olarak AB ve NATO desteğiyle kurulan GUUAM&lt;a style="" href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütü (KEİ)&lt;a style="" href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; gibi mekanizmalar da Rusya?yı etkisizleştirmiş görünmektedir. NATO, yakın zamanda Karadeniz?de daimi bir görev kuvveti kurmayı planlamaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Rusya Federasyonu, Kuzey Kafkasya?ya razı olma karşılığında Güney Kafkasya?yı Atlantik ittifakına terk etme konusunda çok istekli görünmemektedir. İran ve Ermenistan ile kurduğu ilişki, bölgedeki üslerini (örneğin, Gudauta) boşaltma konusunda sergilediği direnç, Abhazya ve Güney Osetya çatışmalarına müdahale biçimi itibariyle Transkafkasya?nın Ermenistan hariç olmak üzere Batıyla eklemlenme konusundaki temel yönelimlerini engelleyemese bile geciktirme çabasını açıkça göstermektedir. Abhaz ve Oset halklarını Gürcü yayılmacılığına karşı koruma iddiası, Abhaz halkına Rusya Federasyonu vatandaşlık belgesi ve emeklilik maaşı verme uygulamaları bu yönde atılan adımlar olarak değerlendirilmelidir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Atlantik İttifakı ? ABD ve kısmen AB&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Atlantik ittifakının Kafkasya politikaları, Rusya Federasyonu gibi tutarlı bir hat izlemiyor. AB ülkeleri bir yandan özellikle Almanya ve İngiltere?nin desteğiyle Transkafkasya?ya yönelik açılımlar yaparken, diğer yanda özellikle Fransa ve Kıbrıs Rum kesiminin AB içindeki direnciyle Kafkasya?da etkisini çok daha artıracak adımlar atmaktan çekiniyor. Bölgede tarihsel olarak Rusya Federasyonu?nun temel müttefiki olan Ermenistan?da, Gürcistan benzeri bir Batı ile eklemlenme süreci yaşanması özellikle ABD, İngiltere ve Türkiye tarafından destekleniyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Bölgesel güçlerin ve bölge ülkelerinin kendi aralarında kurdukları ittifaklar da Kafkasya?nın soyut sınırlarını pekiştiriyor. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu, Azerbaycan ile İran arasındaki İran Azerbaycan?ı sorunu, Türkiye ve Ermenistan arasındaki sorunlar, Gürcistan ? Abhazya, Gürcistan ? Osetya, Çeçenistan ? Osetya sorunları diye uzayıp giden ve aslında hemen her iki ya da daha fazla ülke arasında farklı kombinasyonlarla tekrar eden anlaşmazlıklar, küresel ve bölgesel güçlerin bölgedeki etkinliğini artırıyor. Bu anlaşmazlık ve çatışmalar küresel ve bölgesel güçlerce aleni ve zımni olarak destekleniyor. NATO ve AB tarafından desteklenen Türkiye ? Gürcistan ? Azerbaycan ekseni ile kısmen Çin ve Fransa?nın desteğini alan İran ? Rusya Federasyonu ? Ermenistan ekseni bölgede akan kanı durduracak bir pat durumunu bile tesis edememiş görünüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Çeçenistan konusunda AB?nin sergilediği tavır, yalpalamalar ve hatta bir ölçüde küçük düşürücü öğeler içeriyor. Çeçenistan?da akan kanın durdurulması için AB, ?&lt;i style=""&gt;Money for Peace&lt;/i&gt;? (Barış içim Para) denebilecek bir yaklaşım ile Rusya Federasyonu?na katkıda bulunma amacında. Bu projeye göre, eğer bölgede yatırımlar hızlanırsa, bölge halkının ekonomik durumu iyileştirilirse, bu bölgenin ?normalleştirilmesi?&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;konusunda bir ?umut ışığı? olacak. Dolayısıyla söz Kuzey Kafkasya?dan açılınca, AB ve ABD?nin etkisi sınırlı, yalnızca insan hakları ihlallerine karşı alışıldık ve basmakalıp eleştirilerle sınırlı kalıyor, zaten insan mühendisliği çalışmaları konusunda bir eksikliği olmayan Rusya Federasyonu?na Rus barışını tesise dönük yeni fonlar sağlamaya yöneliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Ancak iş Güney Kafkasya?ya geldiğinde birden bire işin rengi değişiyor; (i) Transkafkasya ülkelerinin demokratik ilkeler doğrultusunda daha sıkı bir denetim altına girmesini ve ekonomilerini daha güçlü kılması muhtemel yapısal AB fonlarının aktarılmasını öngören AB-Komşuluk Politikası; (ii) Orta Asya, Kafkasya ve Avrupa arasında, Rusya Federasyonu?nu devre dışı bırakan kesintisiz bir ulaştırma hattının kurulmasını öngören Avrupa-Kafkasya-Asya Ulaştırma Koridoru (TRACEKA) projesi ve &lt;i style=""&gt;Aktau (Kazakistan) ? Bakû ? Tiflis - Ahalkalaki - Kars&lt;/i&gt; demiryolu projesi; (iii) Bakû-Ceyhan boru hattının desteklenmesi ve Rus petrollerinin Boğazlar dışında bir güzergâh kullanılarak taşınması konusundaki irade vb. bu konuda AB tavrını belirleyen temel politika yönelimlerini özetliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Ancak AB?nin Kafkasya politikalarının, AB içindeki Rusya Federasyonu müttefikleri nedeniyle Rusya lehine geciktirildiği de bir başka gerçek. Fransa?nın, Pankisi vadisindeki silahsız AB askeri gözlemcilerinin görev süresinin uzatılmasını veto etmesi, Kıbrıs Rum Kesiminin AB-Komşuluk Politikası çerçevesindeki görüşmeleri engellemesi AB?nin küresel aktör rolüyle bölgede bir rol oynaması olasılığını zayıflatıyor. Bununla birlikte, Bakû petrolleri konusunda tarihsel bir çekişme içinde olan İngiltere, Almanya ve ABD?nin daha uyumlu bir politika izledikleri görülüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;ABD, bölgesel müttefiki Türkiye ile Gürcistan ve Azerbaycan konusunda ciddi bir işbirliği geliştiriyor. Türkiye, Hazar ve Orta Asya enerji üretim bölgeleri üzerindeki küresel paylaşım mücadelesinde kısmen Atlantik, kısmen Avrasya ekseni ile ortaklık kuran, küçük bir rol üstleniyor. Ancak, bu enerjinin Rusya haricindeki bir hat üzerinden dünya piyasalara sunulması söz konusu olduğunda daha büyük bir rol üstlendiğini, dünya sistemin temel enerji nakil hat ve terminallerinin Türkiye üzerinde kurulduğunu veya planlandığını görüyoruz. Bu durum ister istemez Türkiye?nin Kafkasya, Orta Asya ve Karadeniz politikalarını radikal bir değişime tabi tutmasını beraberinde getiriyor. Darbeci (Azerbaycan ve Türkmenistan), Kızıl Elmacı, Avrasyacı veya düpedüz hayalci eğilimler, paradoksal olarak Orta Asya?daki Türkî Cumhuriyetlerle bir Türk Birliği oluşturulması ve Rusya ve İran ile işbirliğine giderek Avrasya Birliğinin kurulması ülkülerinin altını geri dönülmez bir biçimde oymuş gibi görünüyor. Öte yandan ABD ve İngiltere, Almanya gibi AB ülkeleri ile Kafkasya ve Orta Asya politikalarında sergilenen uyum bölgesel aktör olarak Türkiye?nin rolünü pekiştiriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Atlantik ittifakının AB ve ABD eliyle bölgede etkinliğini giderek artıracağı göz önünde tutularak Gürcistan?ın dâhil olduğu Acara ve Osetya özerk bölgeleri ile yaşadığı sorunlar ve Abhazya?nın bağımsızlığı meselesi ile Ermenistan ve Azerbaycan çatışmasının kısmi demokratikleşme ve AB ve NATO gibi kurumlarla farklı düzeylerde ilişkiler vasıtasıyla çözümlenme yoluna gidileceği büyük bir olasılık olarak karşımıza çıkıyor. Çeçenistan?ın ve Rusya Federasyonu?na dâhil olan Kuzey Kafkasya özerk bölgelerinin bu alışveriş sonrasında Rus etkisinde kalacağı da öyle?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;i style=""&gt;&lt;span style="font-size: 13pt; font-family: Garamond;"&gt;Birleşik Kafkasya mı, Parçalanmış Kafkasya mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Reel politika, yukarıda özetlenmeye çalışılan politikalar karşısında eksenlerden birinin tercih edilmesini dayatıyor. Ancak, hangi ekseni seçerseniz seçin Birleşik bir Kafkasya elde edemiyorsunuz. Tüm bu anlatılanlar arasında eksik bir şey var. Tüm bu boru hatları, etnik çatışmalar, hegemonya mücadeleleri, eksenler, ittifaklar gürültüsü içinde sesi duyulmayan bir öğe var: Kafkas halkları ne istiyor? ?Barış için Para? mı? Müstemleke olmak mı? Boru hattı bekçiliği yapmak mı? Emeklilik maaşı karşılığında sömürgeleşmek mi? Her gün, kendi dışındaki tüm Kafkas etnik gruplarını ötekileştirmenin başka bir yolunu aramak mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;     &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Garamond;"&gt;Diaspora burada önem kazanıyor: verili durum karşısında küresel ve bölgesel güçlerin politikalarına tahammül stratejisi geliştiren ya da bu politikaları aklama gayretiyle davranan reel politikacı eğilimler mi, yoksa romantizm ile rasyonalizm arasındaki ince ayarı tutturan ve halklarının kolektif tasavvurunu canlandırmayı amaçlayan eğilimler mi önümüzdeki döneme damgasını vuracak, hep birlikte göreceğiz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;   &lt;div style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;10.10.2005&lt;br /&gt;  &lt;hr align="left" size="1" width="33%"&gt;  &lt;!--[endif]--&gt;  &lt;div style="" id="ftn1"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;[1]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: Arial;"&gt;Karganın bağırmasıyla kış olmaz, serçenin ötmesiyle yaz olmaz.&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn2"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;[2]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;"&gt;Şangay İşbirliği Örgütü, Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan'dan oluşmaktadır. Hindistan, Pakistan ve İran örgüt toplantılarına gözlemci olarak katılmaktadır. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn3"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;[3]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt; &lt;b style=""&gt;GUUAM&lt;/b&gt;: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;"&gt;Gürcistan, Ukrayna, Özbekistan, Azerbaycan ve &lt;st1:place st="on"&gt;&lt;st1:country-region st="on"&gt;Moldova&lt;/st1:country-region&gt;&lt;/st1:place&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;div style="" id="ftn4"&gt;  &lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;a style="" href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt;[4]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;" lang="EN-US"&gt; KEİ: &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 9pt; font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;"&gt;Türkiye, Rusya Federasyonu, Ukrayna, Azerbaycan, Moldova, Gürcistan, Ermenistan Romanya, Bulgaristan, Yunanistan ve Arnavutluk ve gözlemci üye olarak Avusturya, Polonya, Tunus, Mısır, İsrail, Slovak Cumhuriyeti ve İtalya.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Trebuchet MS&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-112893076750021667?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/112893076750021667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=112893076750021667&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/112893076750021667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/112893076750021667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2005/10/birleik-kafkasya-soyut-snrlar-somut.html' title='Birleşik Kafkasya: Soyut Sınırlar, Somut Engeller'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-112600398273987834</id><published>2005-09-06T13:27:00.000+03:00</published><updated>2005-09-06T13:53:02.766+03:00</updated><title type='text'>Spruance Genel Maksat Destroyerlerinin Türkiye'ye Transferi</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Aşağıdaki makale, Spruance sınıfı genel maksat destroyerlerinin Türkiye'ye transferi konusunda "Savunma ve Strateji" forumunda yapılan tartışmada dile getirdiğim görüşlerden oluşmaktadır.&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spruance sınıfı gemilerin transfer edilip edilmeyeceği konusu henüz kesinleşmiş değil, ancak bu transfer, teknik açıdan olmasa bile diplomatik açıdan hayırlıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle: savaş gemilerinin savaş zamanına göre çok daha uzun süreli olan barış zamanlarında üstlendikleri önemli diplomatik misyonlar bulunmaktadır. Bunların başında hiç kuşkusuz dost ülke limanlarına yapılan ziyaretler ve çatışma alanlarında yapılan bayrak gösterme (flag display) operasyonları gelmektedir. Spruance sınıfı gemiler 170+ metre boyları ile azametli gemilerdir. Diplomaside "büyüklük önemlidir" (size does matter) ilkesi dikkate alınmalıdır. Komşu donanmaların gemilerinden yaklaşık 40-60 metre daha uzun bu gemilerin bahse konu firkateynlerle yanyana geldiklerinde fotoğrafçı ve meraklıları için ilginç malzemeler çıkacağı kuşku götürmemektedir. Gemilerin yıllık ~35 milyon USD tutan masrafları önemli bir kalemdir, ancak benzeri bir diplomatik misyon için harcanması muhtemel rakamlar yanında devede kulak kalır. Spruance sınıfı gemilerin esas operasyon alanını Ege olarak düşünmek doğru olmayabilir. Karadeniz'de önümüzdeki dönemde kızışacak rekabet ortamında Spruance'ların önemli bir misyonu olacaktır. Aynı misyon Doğu Akdeniz için de eş ölçüde geçerlidir. Bu misyonun Doğu'da Açeh'e kadar, Batı'da Fas'a kadar uzanan ülke menfaatleri hattında önemli uğrak noktaları olacağı da kestirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modernizasyon konusuna gelince şu noktalara değinilmelidir. Öncelikle Spruance sınıfı gemiler özel olarak alan hava savunma (AAW) görevi ile donatılmış değildir. Daha ziyade genel maksat destroyerleri olarak sınıflandırılabilir. Spruance sınıfı gemilerde güçlü bir açık deniz ASW donanımı (Asroc VL) ve süreç içerisinde geliştirilmiş öz savunma kabiliyetleri bulunmaktadır (Phalanx, RAM). Gemilerin faydalı kullanım ömrü 35 yıl olarak belirlenmiştir ve transferi söz konusu olan DD-985 Cushion ve DD-987 O'Bannon platformlarının yaklaşık 10 yıllık faydalı ömürleri bulunmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahse konu her iki gemi sınıfın ilk gemisi olan DD-963 Spruance ile birlikte bu sınıftan halen hizmette tutulan son üç gemiyi oluşturmaktadır. Gemilerde en son 2001 yılında önemli modernizasyon çalışmaları yürütülmüştür. Tahminen her iki gemide kıçta yer alan 21 hücrelik RAM lançerleri bu dönemde yerleştirilmiştir. Bundan başka DD-985 Cushion Kitty Hawk uçak gemisi grubuna destek sağlamak üzere 1996 yılında uzaktan mayın algılama prototipi ile donatılmıştır. USS DD-987 O'Bannon son ABD, İsrail, Türkiye "Güvenilir Denizkızı" (Reliant Mermaid) tatbikatında (Ocak 2005) ABD'yi temsil etmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahse konu gemiler için mevcut kabiliyetleri itibariyle bir AAW performansı beklemek sözkonusu değildir. Standard veya ESSM kabiliyeti eklenmedikçe nokta hava savunma sorumluluklarını da 8 hücreli Mk-29 Nato Sea Sparrow sistemi, 2 adet Phalanx CIWS ve 21 hücreli RAM sistemi üstlenmek durumunda olacaktır. ESSM kabiliyetinin özellikle de Mk-41 VLS Strategic sayesinde altyapısı bulunsa da mevcut platformların ateş kontrol ve hava arama radarlarının modernizasyonu gerekli olacaktır. Bu modernizasyon için bir ara çözüm olarak G sınıfı (eski Perry) firkateynlerindeki radar ve atış kontrol suiti ve Genesis projesinde elde edilen füzyon ve sistem entegrasyonu kabiliyetinden yararlanılabileceği değerlendirilebilir. Kanımca teknelerin en önemli kuvvet çarpanları Mk-41 Stratejik VLS sistemi ile güçlü ASW altyapısıdır. Mk-41 Strategical VLS, Barbaros sınıfı firkateynlerimizde mevcut olan Mk-41 Tactical VLS sistemlerinde daha uzun olduğu için hem Asroc VLS, hem de Harpoon VLS (Harpoon LA) fırlatma kabiliyetini haizdir. Tomahawk füzeleri fırlatma kabiliyeti olmakla birlikte bu füzelerin verilmeyeceği kesindir. Ancak Harpoon LA için bir gelecek söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD donanması kendi konsepti dahilinde tüm Spruance sınıfı gemileri 2006 ile birlikte hizmetten kaldıracaktır. Bu gemiler faydalı kullanım ömürlerinin henüz sonuna gelmedikleri gibi, modüler inşa teknikleri nedeniyle modernizasyona uygun bir altyapıları bulunmaktadır. Nitekim hem İran için üretilen ancak teslim edilmeyen ve nihayetinde önce ABD şimdi de Tayvan'a nasip olan Kidd sınıfı hava savunma destroyerleri, hem de Ticonderoga sınıfı kruvazörler Spruance sınıfı gemilerden yola çıkılarak geliştirilmiştir. Tayvan'a teslim edilecek olan Kidd sınıfı gemilerde yürütülecek modernizasyon çalışmaları yakından izlenmelidir. ABD Donanmasının Spruance sınıfı gemileri hizmet dışına çıkarma gerekçesi artık eskiyen silah sistemleri ile bağdaşmayan yüksek işletme giderleri olarak açıklanmıştır. Ancak bu konuda ABD içinde de farklı görüşler dile getirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Donanma eski gemilerin, özellikle de Spruance sınıfı destroyerlerin uzun süre hizmette tutulmalarının maliyet-etkin olmadığını zira bir Arleigh Burke destroyeri veya bir Oliver Hazard Perry firkateynine göre işletim masraflarının daha yüksek olduğu fikrini savunuyor. "&lt;em&gt;Şayet Donanma Spruance sınıfı gemileri hizmette tutar ve güvenilirlik ve öz-savunma kabiliyetlerini artırmak üzere gemi başına 100 Milyon Dolar yatırım yaparsa 35 yıllık hizmet ömürleri boyunca bu gemilerin yıllık amortisman maliyetleri 45 Milyon Dolar olacaktır. Bu tutar her ne kadar Arleigh Burke sınıfı destroyerler çok daha kabiliyetli gemiler olsalar da yeni bir Arleigh Burke destroyerin yılda 60 Milyon Dolar tutarında olması beklenen satın alma ve işletme masrafları ile karşılaştırıldığı takdirde tercih edilebilir bir seçenek olmaktadır. Bir kıyı savunma gemisinin (LCS) satın alma ve işletme maliyeti 25 yıllık bir hizmet ömrü göz önüne alındığında yaklaşık olarak 30 Milyon Dolar tutarında olmaktadır&lt;/em&gt;." (Transforming the Navy's Surface Combatant Force (Chapter 3))&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.globalsecurity.org/military/library/report/cbo/tnscf_may03_chapter2.htm" target="_blank"&gt;http://www.globalsecurity.org/military/library/report/cbo/tnscf_may03_chapter2.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD Donanmasında mevcut olan başlıca satıh gemilerinin mevcut işletme masrafları aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;DD-963 Spruance Destroyer (34 Milyon Dolar)&lt;br /&gt;FFG-7 Oliver Hazard Perry Frigate (19 Milyon Dolar)&lt;br /&gt;DDG-51 Arleigh Burke Destroyer (26 Milyon Dolar)&lt;br /&gt;CG-47 Ticonderoga Cruiser (35 Milyon Dolar)&lt;br /&gt;Transforming the Navy's Surface Combatant Force (Chapter 1) &lt;a href="http://www.globalsecurity.org/military/library/report/cbo/tnscf_may03_chapter1.htm" target="_blank"&gt;http://www.globalsecurity.org/military/library/report/cbo/tnscf_may03_chapter1.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Knox, MilGem ve Spruance karşılaştırması yaparken her üç sınıfı dikkatle ele almakta fayda vardır. Donanma modernizasyonları ve yeni tedarikler tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi aynı sınıf içerisindeki gemiler ve platformlar arasında dikkate alınmaktadır. Her bir platform sınıfı belli bir amaca yönelik olarak üretilir, bu anlamda da tonaj, sensör, silah sistemleri vb. konuda aynı sınıfa ait platformlar arasında bir benzerlik söz konusudur. Böylece platform tanımı veya kuvvet ihtiyaçları değişmedikçe, daha doğrusu yeni bir konsept getirilmedikçe bir destroyer, başka bir destroyerle, bir firkateyn başka bir firkateynle vb. değiştirilmektedir. Bu konuda bir istisna bir önceki cümlede de vurguladığım üzere platformu kullanacak kuvvetin yeni bir konsept geliştirmesi durumudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her üç gemiyi tek tek ele alarak sınıflarını, kullanım konseptlerini dile getirmeye çalışalım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. FF 1052 KNOX sınıfı refakat firkateynleri &lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;II. Dünya savaşından sonra inşa edilen en başarılı ikinci nesil refakat gemileri olan Knox sınıfı firkateynler (bizde Tepe sınıfı) kendisinden sonra hizmete alınan ve ağırlıklı olarak hava savunma ve satıh savunma görevlerini üstlenen platformlardan (FFG-7 Perry sınıfı, bizde G sınıfı) farklı olarak denizaltı harbine (ASW) yoğunlaşmıştır. Knox'lar diğer karakol firkateynleri ile birlikte hafif uçak gemisi ve amfibi taarruz görev kuvvetlerine destek amaçlı olarak görev yapmak üzere geliştirilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Prova monteli büyük SQS-26CX sonar domu ve ASROC lançeri geminin ana tasarım ilkesi olan denizaltı harbine uygun sistemlerdir. Geminin her iki yanında yer alan tek hücreli Mk32 torpido tüpleri Mk-46 hafif torpidoları ile ASW kabiliyetlerini daha da artırmakta, üç tüplü Mk-32 torpido lançerlerine göre daha hızlı mühimmat yükleme olanağı sunmaktadır. Değişken derinlik sonarı, SQS-35 termal katmanların altında faaliyet gösteren denizaltılara karşı daha iyi tespit kabiliyetleri sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Knox sınıfı teknik özellikleri genellikle aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;Deplasman 4,200 ton (tam yükle)&lt;br /&gt;Uzunluk: 133,50 metre&lt;br /&gt;Genişlik: 14, 33 metre&lt;br /&gt;Maks. Hız: 27 knots&lt;br /&gt;Motorlar: 2 - 1200 psi kazan; 1 türbin, 1 şaft; 35,000 şaft beygirgücü&lt;br /&gt;Helikopter: 1 adet - SH-2F (LAMPS)&lt;br /&gt;Silah Sistemleri: 8 - ASROC (MK 16 lançeri) 8 - Harpoon (from MK 16 lançeri) 4 - MK-46 torpedoes (tek tüplü lançerler) 1 - 5-inch / 54 kalibre MK 42 top 1 - 20mm Phalanx yakın hava savunma silah sistemi&lt;br /&gt;Muharebe Sistemleri: AN/SPS-40 Hava Arama Radarı AN/SPS-67 Satıh Arama Radarı AN/SLQ-32 Elektronik Savaş Sistemi AN/SQS-26 Sonar AN/SQS-35 Değişken Derinlik Sonarı (bazı gemilerde) AN/SQR-18 Çekili Dizin Sonar Sistemi Mk68 Top Ateş Kontrol Sistemi Mk114 ASW Ateş Kontrol Sistemi Mk115 Füze Atış Kontrol Sistemi&lt;br /&gt;Mürettebat: 18 subay, 267 erbaş ve er.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.globalsecurity.org/military/systems/ship/ff-1052-design.htm" target="_blank"&gt;http://www.globalsecurity.org/military/systems/ship/ff-1052-design.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. DD-963 Spruance sınıfı açık deniz refakat (genel maksat) muhripleri&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD Donanması esas olarak uçak gemisi muharebe gruplarına refakat etmek üzere yeni bir denizaltı harbi görevli destroyer sınıfına olan ihtiyacı çerçevesinde 1960'lı yılların sonunda konsept aşamasına gelmiş ve 1975-1983 yılları arasında 31 adet Spruance sınıfı destroyer üretilerek hizmete girmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;171,60 metre uzunluklarıyla çağdaş bir kruvazör boyutlarına erişen Spruance sınıfı tekneleri bu sınıflandırmaya yetecek silah donanımına sahip olmadıkları için genel maksat muhribi olarak sınıflandırılmıştır. Bildiğimiz gibi aynı gövdeyi esas alarak üretilmiş olan Kidd sınıfı destroyerler DDG (Hava Savunma Destroyeri), Ticonderoga sınıfı kruvazörler ise CG (Hava Savunma Kruvazörü) olarak sınıflandırılmıştır. Ana görevi, taarruz uçak gemisi gruplarının ayrılmaz bir parçası olan operasyonlar dahil olmak üzere denizaltı harbi olan Spruance sınıfı gemiler bir dizi modernizasyon geçirmiş ve Tomahawk ile satıh saldırı, Phalanx ve RAM ile özsavunma, LAMPSIII SH-60B SeaHawk helikopterleri ile ASW kabiliyetleri geliştirilmiştir. Spruance sınıfı gemiler II. DÜnya Savaşı dönemi destroyerlerin yaklaşık iki katı büyüklüktedir, aynı dönem kruvazörleri ile hemen hemen aynı boyuttadır. Bu gemiler sınıfının en büyük gemileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spruance sınıfı gemilerin temel ASW kabiliyetleri yukarıdaki açıklanmıştır. Spruance sınıfı gemiler her hava koşulunda yüksek hızlı denizaltıları avlamak üzere geliştirilmiştir ancak düşman gemi, hava araçları ve kıyı hedefleri ile de angajman sağlayabilmektedir. Bu çok amaçlı muhripler Deniz Piyadesi amfibi operasyonlarına topçu desteği de sağlayabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spruance sınıfı teknik özellikleri genellikle aşağıdaki gibidir:&lt;br /&gt;Deplasman: 8,190 metrik ton (tam yükle)&lt;br /&gt;Uzunluk: 171.6 metre&lt;br /&gt;Genişlik: 16.8 metre&lt;br /&gt;Hız: 33 deniz mili&lt;br /&gt;Motorlar: 4 - LM 2500 General Electric gaz türbini, iki şaft, 80,000 şaft beygir gücü&lt;br /&gt;Menzil: 20 Deniz mili ile 6000 Deniz Mili&lt;br /&gt;Helikopter: İki SH-60 Seahawk LAMPS III helikopter&lt;br /&gt;Silah Sistemleri 1 - 61 hücreli MK41 VLS (Asroc VL, Harpoon, Tomahawk) 2 - MK dörtlü alnçer (8 Harpoon füzesi) 1 - MK 29 lançeri ( NATO Sea Sparrow Hava Savunma Füzesi) 2 - MK 15 20mm Phalanx yakın hava savunma silah sistemi 2 - 5-Inch 54 kalibre MK 45 Top 2 - MK 32 üçlü torpido fırlatma lançeri (altı adet Mk-46 torpidosu)&lt;br /&gt;Muharebe Sistemleri SPS-40E Hava Arama Radarı SPS-55 Satıh Arama Radarı SPG-60 Top Ateş Kontrol Sistemi SPQ-9A Top Ateş Kontrol Sistemi (Hava Savunma) SQS-53B Sonar SQR-19 Tactical Towed Array Sonar SLQ-32 (V)3 OUTBOARD II SPS-40E 2D Air Search Radar or SPS-49(V)2 2D Air Search Radar (DD 997 only) SPS-55 Surface Search Radar SPS-64(V)9 (navigation) SPG-60 Gun Fire Control Radar SPQ-9A Gun Fire Control Radar Mk 23 Mod 0 TAS Mk 91 (NSSM fire control) SQS-53B Sonar SQR-19 Tactik Çekili Dizin Sonar Towed Array Sonar SLQ-32 (V)3 OUTBOARD II SLQ-32(V)5 with Sidekick active (DD 967, 969, 973, 976-979, 983, 988, 997) Mk 36 SRBOC DLS SSQ-108 Outboard D/F (DD 963-965, 967-970, 972, 976, 983, 985, 988-992) SLQ-25 or SLQ-25A (with SSTD) Nixie çekili torpido dekoyu SLQ-49 yüzer radar reflektör buoyları&lt;br /&gt;Komuta ve Kontrol: JOTS (Birleşik Operasyonel Taktik Sistem) Link 11 HF Radios UHF Radios VHF Radios Mürettebat: 30 subay, 352 erbaş ve er. &lt;a href="http://www.globalsecurity.org/military/systems/ship/dd-963.htm" target="_blank"&gt;http://www.globalsecurity.org/military/systems/ship/dd-963.htm&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.fas.org/man/dod-101/sys/ship/dd-963.htm" target="_blank"&gt;http://www.fas.org/man/dod-101/sys/ship/dd-963.htm&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milgem Sınıfı karakol ve denizaltı harbi gemileri Resmi Türk DzKK sitesinden elde ettiğimiz bilgilere göre MİLGEM Projesi, ekonomik kullanım ömürlerini tamamlamakta olan mevcut karakol gemilerinin değiştirilmesi ihtiyacından doğmuştur. Proje, resmi olarak Ocak 1996'da başlatılmıştır. Bu proje kapsamında inşa edilecek gemiler, tüm gemi silah ve sensörlerinin entegre olduğu gelişmiş bir merkezi komuta kontrol sistemine sahip olacaktır. Gemiler tek başlarına veya Deniz Kuvvetlerinin diğer unsurlarıyla birlikte grup halinde operasyon yapabilecekler ve - Keşif / karakol - Arama - kurtarma - Denizaltı savunma harbi - Denizde terörist faaliyetlerin izlenmesi ve engellenmesi - Kıyı deniz ulaştırmasının kontrol / korunması görevlerini icra edeceklerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada elde edilen bilgiler ışığında MilGem platformlarının, Knox (Tepe) sınıfı açık deniz firkateynlerinden ziyade, Hisar sınıfı olarak adlandırabileceğimiz ve genelde maks. 470 ton deplasmanlı olan kıyı karakol gemilerinin yerini almak üzere tedarikinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. TDzKK bu konuda bir konsept deşikliğine giderek daha büyük deplasmanlı ABD LCS ve İskandinav Korvet sınıfı gemi tasarımlarını esas almış görünmektedir. Nitekim MilGem 1200-1500 metrik ton deplasmanlı olarak planlanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MilGem için yurtdışı silah sistemleri tedarikçilerine gönderilen Bilgi İsteği Mektupları ve açık kaynaklarda yayınlanan bilgilere göre Milgem aşağıdaki silah sistemleri ile donatılacaktır:&lt;br /&gt;- 76 mm top (büyük olasılıkla Oto Melara 76/62 Super Rapido)&lt;br /&gt;- Denizaltı Harbi için Havan&lt;br /&gt;- Denizaltı Harbi için Torpido&lt;br /&gt;- Satıh gemilerine karşı SSM (muhtemelen Harpoon)&lt;br /&gt;- RAM (Rolling Airframe Missile)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sistemler dikkat edilirse daha çok Aviso sınıfı ile ortaklık taşımaktadır. Aslen Aviso (Burak) sınıfı kıyı karakol ve DSH (ASW) gemilerinin gelişine kadar kıyı karakol ve DSH görevlerini üstlenen bu eski ve yetersiz platformlar zaten hizmet dışı bırakılmaya başlamışlardır. Bir bakıma MilGem projesi ile birlikte Burak sınıfının modernize edileceği anlaşılmaktadır. Zira Knox'lar açık deniz DSH platformları iken MilGem, Sultan Hisar ve Aviso platformları gibi kıyı karakol ve DSH platformu olarak sınıflandırılmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu tezimizi güçlendirmek üzere aşağıda Sultan Hisar ve Aviso sınıf gemilere ilişkin teknik özellikler verilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sultan Hisar sınıfı kıyı karakol ve DSH tekneleri&lt;br /&gt;Deplasman: 477 ton (tam yükle)&lt;br /&gt;Boyutlar: 52.9 x 7 x 3.1 metre (173.5 x 23 x 10 feet)&lt;br /&gt;Motor: 2 dizel, 2 şaft, 4,800 bhp, 19 knots&lt;br /&gt;Mürettebat: 65&lt;br /&gt;Sonar: SQS-17A&lt;br /&gt;Silahlar: 1 40 mm, 2 ikiz 20 mm, 1 Hedgehog havanı, 4 DC havanı, 1 DC rack &lt;a href="http://www.hazegray.org/worldnav/" target="_blank"&gt;http://www.hazegray.org/worldnav/&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aviso (Burak) sınıfı kıyı karakol ve DSH tekneleri&lt;br /&gt;Deplasman: 1250 ton, tam yükle&lt;br /&gt;Ölçüler: 80 x 10.3 x 3.2 metre&lt;br /&gt;Hız, Menzil: 23 deniz mili, 15 mil hızla 4500 mil.&lt;br /&gt;Personel: 90 (7 subay)&lt;br /&gt;Silah Sistemleri Toplar: 1 x 100mm/55 2 x 20mm Füzeler: 4 x Exocet SSM Torpidolar: 4 x L 5 ASW torpidosu Denizaltısavar havan: 1 x 375mm; 6 namlu&lt;br /&gt;Muharebe Sistemleri: Radarlar: 1226, seyrüsefer; DRBV 51A hava/yüzey arama; DRBC 32E atış kontrol Sonar: DUBA 25 arama/saldırı &lt;a href="http://www.turkishnavy.net" target="_blank"&gt;www.turkishnavy.net&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SONUÇ: MilGem kıyı karakol ve DSH gemileri Knox'lara yönelik bir modernizasyona işaret etmez, Aviso ve Sultan Hisar grubuna dönüktür. Knox'lar Spruance sınıfı gemileri ile modernize edilecektir. Nitekim aynı platformlara sahip Tayvan donanması da geliştirilmiş, daha doğrusu hava savunma kabiliyetleri artırılmış Spruance sınıfı (Kidd) ile Knox'ları değiştirme kararı almıştır. Bu konuda iki konsept tartışan Tayvan Donanması yaklaşık 4000 ton deplasmanlı Knox sınıfı gemileri 2000 tonluk (iri korvet sınıfı) gemilerle değiştirme görüşünü terk ederek bahse konu Kidd sınıfına yönelmiştir. MilGem bir kıyı karakol ve DSH gemisi tasarımıyken Spruance ve Knox açık deniz DSH kabiliyetli platformlardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spruance transferi konusunda yapılan tartışmalarda genel olarak üç sorunlu nokta bulunmaktadır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Konsept karmaşası&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Faydalı Ömür ve Lojisitik Destek Analizi Eksikliği&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Geminin öz niteliklerinin tartışma dışı bırakılması&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Konsept Karmaşası:&lt;/strong&gt; Donanma gemileri yalnızca taşıdıkları silah sistemlerine bakılarak sınıflandırılmamaktadır. Spruance sınıfı gemiler, RAM, Phalanx ve Sea Sparrow miksini öz savunma amaçlı olarak kullanmaktadır. Bu sistemler, bu sınıftan gemileri AAW (Hava Savunma) görevli olarak tahsis etmenize izin vermez, ancak oldukça güçlü bir nokta hava savunma şemsiyesi altındadırlar. Spruance sınıfı gemilerin temel görevi, birleşik görev kuvveti içerisinde (yani kendisine bölge hava savunma şemsiyesi sağlayan AAW firkateyn ve destroyerleri ile birlikte) açık deniz ASW harekatlarında yer almak ve amfibi saldırı görev kuvvetine refakat ve kara saldırı desteği vermektir. Harpoon, RAM, ESSM vs. kabiliyetli diğer gemilerin yapamadığı şey Spruance'ların sahip olduğu hakiki açık deniz ASW kabiliyetidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolayısıyla şayet Spruance alınacaksa (ki bu konu kesin değildir ABD Savunma Bakanlığı bunu önermiştir ama TDzKK tarafından kabul gördüğüne dair açık kaynaklarda bir bilgi bulunmamaktadır. Söz gelimi aynı makamın 2003 yılında bize önerdiği Anchorage LSD gemisi reddedilmiştir ve bugün Tayvan'a önerilmektedir.) bunun nedeni geminin hakiki ve adanmış açık deniz ASW kabiliyetleri olacaktır. Donanmamızda yer alan ve yer alması planlanan hiçbir satıh ve satıh altı unsurunda Spruance sınıfında yer alan ASW kabiliyetleri bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Faydalı Ömür ve Lojisitik Destek Analizi Eksikliği:&lt;/strong&gt; FF-1052 Knox (Tepe) sınıfı gemiler donanmamızda hizmete girdikleri tarihte faydalı kullanım ömürlerini tamamlamış ya da sonuna gelmiş durumdaydılar. Üstelik de buhar türbinli motorları ile işletimi zor tekneler olarak bilinmekteydiler. Gelgelelim Spruance sınıfı gemilerin ortalama olarak en az on yıl daha faydalı kullanım ömrü bulunmaktadır. Bunun yanı sıra LM2500 gaz türbinli motorları firkateyn filomuzda kullanılmakta olan temel motor tipi olup ciddi bir lojistik ortaklı söz konusudur. Aynı cümleden olmak üzere LM2500 motorlarının bazı parça ve aksamlarının TEI bünyesinde üretilmekte oldukları da dikkate alınabilir. Knox'lar alındıkları tarihte 'hot ship' (yani operasyonel) değildiler, dolayısıyla bize önerilmekte olan ve daha birkaç ay önce aynı tatbikatta Barbaros sınıfı gemilerimizle birlikte yer alan Spruance sınıfı gemilere göre ekstra ekstra işletim ve reaktivasyon masrafları çıkarmışlardı. Knox sınıfı gemilerin işletim maliyetlerine ulaşabilmiş değilim. Ancak yukarıdaki bilgilerin açıklayıcı olacağını umarım. 3. Geminin öz niteliklerinin tartışma dışı bırakılması Spruance sınıfı gemilerin en önemli özelliği hiç kuşkusuz gelişmeye açık yapılarıdır. Kidd ve Ticonderoga sınıfı gemilerin Spruance gövdesini, silah sistemlerini, sensörlerini temel alarak geliştirildiğini daha önce belirtmiştik. Nitekim bu serinin en güçlü üyesi olarak CCG olarak sınıflandırılan Ticonderoga sınıfı gemilerin temel ve biricik farkı Aegis suitidir. Burada hatırlamamız gereken husus Spruance ve Ticonderoga'ların "substitutable" yani birbirinin yerine geçecek platformlar olarak değil, "complementary" yani birbirini tamamlayan platformlar olarak kullanılmış olduklarıdır. Spruance sınıfı gemilerin Arleigh Burke sınıfı DDG'lerle değiştirilmesinin temel nedeni Spruance sınıfı gemilerin yetersizliği değildir. Soğuk savaş dönemi nükleer denizaltı tehdidinin ortadan kalkması, başka bir deyişle uçak gemisi ve amfibi taarruz görev kuvvetlerine yönelik açık deniz denizaltı tehdidinin FFG-7, Arleigh Burke sınıfı gemilerin karşılaştırmalı olarak mütevazı ASW kabiliyetleri ile karşılanabilecek bir düzeye inmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spruance sınıfı gemiler şayet donanmamızda yer alacaksa, olası bir operasyon profilini 19. yüzyıldaki HMS Warrior veya Fransız Gloire ile karşılaştırmak (yani tek başına düşman donanma unsurlarını dağıtacak omnipotent -her şeye kadir- bir platform olarak dikkate almak) doğru değildir. HMS Dreadnought'tan beri donanma unsurları müşterek harekat grupları oluşturmaktadır. Muhtemeldir ki Spruance sınıfı gemiler de yanlarında FFG-7 Perry (G sınıfı) firkateynlerle birlikte operasyon icra edecektir. Kaldı ki, Spruance sınıfı gemiler mütevazı (beher gemi için yaklaşık 100 milyon USD) bir sensör ve atış kontrol sistemi yatırımıyla zaten mevcut olan SM-2, ESSM kabiliyetlerini kazanabilirler. Bu da bahse konu gemilerin sınırlı bölge hava savunma kabiliyetli genel maksat destroyeri olarak yeniden sınıflandırılmalarını sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu değerlendirmeler ışığında şu noktaları belirtmeme izin veriniz: Spruance sınıfı gemiler yıllık işletme masraflarını hak etmeyen mevcut yetersiz silah sistemleri ile azametli ama tehlikesiz birer balina görünümündedirler. Bu gemiler şayet alınacaksa öncelikli olarak ciddi bir modernizasyon gereği vardır. Ancak bu modernizasyon bahse konu gemileri adanmış birer AAW platformu haline getirmeye yönelik olursa astarı yüzünden pahalı geleceği aşikardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Modernizasyonun kapsamını birbiriyle ilişkili iki unsur belirleyecektir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;a. TDzKK Satıh Muharebe Unsurları Konsepti&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b. Türkiye Cumhuriyeti'nin jeopolitik ve jeostratejik gereksinimleri&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Kuvvetleri Komutanlığımız geleceğe dönük konsept çalışmasında açık deniz ASW kabiliyetini dikkate almakta mıdır? Dolayısıyla buı konuda bir ihtiyaç belirlemiş midir? Bunu bilemiyoruz. Ancak MilGem projesini DzKK'da bu yönde bir konspet olmadığı konusunda yorumlamak bizi yanıltabilir. Zira açık deniz ASW kabiliyetli bir platform demek asgari firkateyn büyüklüğünde bir platformdan bahsetmek demektir. Oysa MilGem DzKK sitesinde ve sair kaynaklarda açıkça belirtildiği üzere bir kıyı karakol ve ASW teknesi olarak hizmet verecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan bütçe sıkıntıları ve ABD'nin SM-2 füzesini serbest bırakma konusundaki isteksizliği yüzünden gerçekleşemeyen TF-2000 projesi de açık deniz ASW kabiliyetine bir yanıt oluşturmamaktadır. Türk savunma sanayii ve kuvvet komutanlığının sinerjik bir çalışma ile geliştirmeye çalıştığı MilGem ve TF-2000 konseptleri Spruance sınıfı gemilerin kabiliyetlerini hedef almamaktadır. Pekala, DzKK bahse konu kabiliyeti ikinci el yöntemiyle karşılamayı planlamış olabilir ki bu son derece isabetli bir yaklaşımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiğimiz gibi FFG-7 Perry sınıfı firkateynler de sahip oldukları sınırlı ama dikkate değer AAW ve ASW kabiliyetlerine rağmen ne MilGem ne de TF-2000 için bir alternatif olarak düşünülmemiş, konsepte çok daha yakın olmasına rağmen Aviso'lar geldi diye MilGem projesi akamete uğramamıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin jeopolitik ve jeostratejik gereksinimlerine gelince kanımca burada Spruance sınıfı gemilere büyük bir iş düşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk olarak Karadeniz'de giderek tırmanan enerji iletim hegemonyası sorununa dikkatinizi çekmek isterim. Bulgaristan ve Romanya, ardından Transkafkasya (özellikle Gürcistan ve Abhazya), ardından Ukrayna'nın Rus etki alanının dışına çıkması ve Rusların eski iç denzileri Karadeniz'de yalnızca kuzey doğu kesimde bir şeritle yetinmek zorunda bırakılması, Türkiye - İtalya ve Romanya üzerinden bir Acil Müdahale Kuvveti'nin kurulması, Rus Donanması'nın Karadeniz'de yeni bir yapılanmaya gidecek olması önemli parametrelerdir. Bu parametrelere Rus Krasnodar limanına ek olarak Gürcistan limanlarının AB-ABD-Türkiye-Çin destekli olarak yeniden yapılanma ve inşa sürecine girmesi, (Çin'e kadar devam edecek) Transkafkasya otoyolu ve demiryolu projeleri yeni bir ticaret güzergahının (bu kez Rus denetimi dışında) oluşmakta olduğunun habercisidir. Trükiye'nin bu güzergah üzerinde ciddi çıkarları bulunmaktadır. Karadeniz'de sürekli bir görev kuvvetinin yer alması bu nedenle önem arzetmektedir. Gemilerin sık sık Gürcistan ve Kırım limanlarında, Romanya sahillerinde diplomatik ve operatif görevler üstlenecekleri aşikardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci olarak Türkiye'nin Doğu Akdeniz ve Kuzey Afrika çıkar alanları gelmektedir. Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Afrika ülkeleri arasında ciddi stratejik ilişkiler mevcuttur. Özellikle dost Fas ve Tunus ile rakip Libya ve Mısır söz konusu olduğunda bu bölgede bayrak gösterme görevlerinin önemi anlaşılabilir. Orta ve Güney Afrika ülkelerinde de ülkemizin önemli çıkarları bulunmaktadır. Her ilişki son Gambia meselesinde olduğu gibi popülerleşmese de özellikle Güney Afrika Cumhuriyeti ile giderek artan ilişkiler ve temelde Afrika ile hızla artan ticaret ve askeri ilişki hacmi burada askeri mevcudiyetimizin güçlendirilmesini, başka bir deyişle açık denizlerde harekat kabiliyetimizin artırılmasını gerektirmektedir. Doğu Akdeniz'de Suriye üzerinde baskı kurulması, İsrail'in aşırı güçlenmesinin önlenmesi, Kıbrıs'a güç aktarımı (force projection) kabiliyetinin gelişmesi ve Süveyş kanalının kontrolü önem kazanmaktadır. Süveyş bizim için sadece İsrail ile olan sorunlu ortaklığımız için önemli değildir. Aynı zamanda atalarımızın başlattığı ama bitiremediği Güney Doğu Asya bağlantısı için önemlidir. Güney Doğu Asya'da Açeh ile mevcut olan köprü başı konumumuzu Endonezya üzerinden genişletme olanağımız yine açık denizlerde opearsyon kabiliyeti ile orantılı olarak gelişebilecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Spruance sınıfı gemilerin bu konuda tek başlarına yeterli olacaklarını düşünmek kesinlikle yanlıştır. Spruance sınıfı gemiler muhakkak surette AAW, LPD, LPH, LSD tiplerinde satıh gemileri ile desteklenmelidir. Hatırlanacak olursa Türkiye Cumhuriyeti dok çıkarma gemileri, helikopter/hafif uçak gemileri konusunda öteden beridir kuvveden fiile bilinen nedenlerle geçemeyen planlar yapmakta, projeler hazırlamaktadır. Sonuçta bizler eksik bilgiler üzerinden yorum yapmaya çalışıyoruz. Ancak yine de bunu yaparken daha analitik bir yaklaşım getirmemiz mümkün diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen karşılaştırılabilir menzil parametreleri konusundaki yaklaşımına temelde katılmakla birlikte sanırım bu sınıf gemilerin ABD ordusunda nasıl kullanıldıklarına dair modeller yararlı olabilir diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçak Gemisi Taarruz Gurubu (Carrier Strike Group - CSG)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;? 1 Uçak Gemisi(CV/CVN)&lt;br /&gt;? 1 Kruvazör (CG) -- Hava Savunma (TBMD) (Ticonderoga sınıfı Aegis kruvazörleri)&lt;br /&gt;? 2 Destroyer (DDG) -- Satıh ve DSH (ASW) (Arleigh Burke ve Spruance Sınıfı)&lt;br /&gt;? 1 Taarruz Denizaltısı (SSN) -- Satıh ve DSH&lt;br /&gt;? 1 Hızlı Muharebe Destek Gemisi (AOE) -- İkmâl Gemisi (Sacramento sınıfı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat edilirse yukarıdaki modelde hava savunmasından esas sorumlu olan birim Ticonderoga sınıfı kruvazörler... Arleigh Burke, hem alan hava savunma hem de yerini aldığı Spruance'ların DSH görevlerini üstlenerek bir açıdan genel maksat destroyeri olarak ayrılmış görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Deniz Piyadesi Amfibi Hazır Grupları (Marine Amphibious Ready Groups - MARG) ve Expeditionary Strike Groups (ESG)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;? Amfibi Taarruz Gemisi (LHA) -- (Tarawa sınıfı)&lt;br /&gt;? Doklu Çıkarma Platformu (LPD) -- (San Antonio Sınıfı)&lt;br /&gt;? Doklu Çıkarma Gemisi (LSD) -- (Whidbey Island Sınıfı)&lt;br /&gt;? Kruvazör CC(G) -- (Ticonderoga sınıfı Aegis kruvazörleri)&lt;br /&gt;? Destroyer DD(G) -- Arleigh Burke ve Spruance Sınıfı&lt;br /&gt;? Firkateyn FF(G) -- (Perry Sınıfı)&lt;br /&gt;? Taarruz Denizaltısı SSN -- (Los Angeles Sınıfı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dikkat edilirse FFG-7 ve Spruance sınıfı gemiler birlikte kullanılabilmektedir. Her ne kadar MARG ve ESG sınıflandırmasında Hızlı Muharebe Destek Gemisinden (AOE) bahsedilmese de açık deniz harekatlarının olmazsa olmaz koşulunun kendi yakıtını, ikmâl ve lojisitik araçlarını beraberinde taşımak olduğu anlaşılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TDzKK için önerilen Spruance sınıfı gemilerde 61 hücreli Mk-41 Strike VLS bulunmaktadır. Bu sistem teorik olarak hem SM-2, hem de dörtlü kanisterler içinde ESSM kabiliyetini haizdir. Burada sorun, Spruance sınıfı gemilerde bahse konu orta menzilli füze sistemlerini etkin olarak kullanmamızı sağlayacak hedef tespit, teşhis ve atış kontrol sistemlerinin eksikliğidir. Bu silah sistemlerini etkin olarak kullanabilmek için sensör modernizasyonu temel önemi haizdir. SM-2'den tam verim alınabilmesi, kabiliyetlerinden azami ölçüde yararlanılabilmesi için Aegis veya eşdeğeri bir sistem zaruridir. Bildiğim kadarıyla bize önerilen Spruance'larda böyle bir kabiliyet bulunmamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Spruance'a Aegis suiti takarsanız elde ettiğiniz tekne bir füzeli kruvazör (CG) olarak sınıflandırılmaktadır. Nitekim, Spruance gövdesine Aegis sistemi eklenmesi ile elde edilen Ticonderoga sınıfı gemiler de böyle sınıflandırılmıştır. Öte yandan bu gemilere ESSM ilavesi çok daha maliyet etkin bir modernizasyon ile gerçekleştirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada bir fikir vermek için Spruance sınıfı gemilerin yerini alan Arleigh Burke sınıfı (DG) gemilerin Flight I ve Flight IIA konfigürasyonları göz önüne alınabilir. Flight IIA'ların temel yapısal farklılığı özellikle de kıyı sularında ve mayın ve ASW kabiliyetini artırmak üzere iki adet LAMPSIII SH-60 Sea HAwk helikopteri için hangar ilavesidir. Flight I'lerde bu helikopterler için bir pist vardı ancak doklama imkanı bulunmuyordu. Her ne kadar helikopterlerin ilgili gemi ile müşterek harekat yapmasına olanak tanıyacak LAMPS III sistemi Flight I'lerde bulunuyorduysa da anlaşılan ABD Donanması bunun çok da etkili olmadığını hissetti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kabiliyet halen Spruance sınıfı gemilerde mevcut mudur? Bu konu araştırmalıdır. Flight IIA'lar üzerinde yapılan en önemli iyileştirmelerden birisi de hava savunma sensörlerinin güçlendirilmesi ve gerçek anlamda savaş alanı hava savunma (theater air defence) kabiliyetinin kazanılması olmaktadır. Ancak bu arada ilginç gelişmeler de yaşanmaktadır; örneğin Harpoon lançerleri sökülmektedir. Bu şekilde 90 hücreli VLS, 96 hücreye de çıkarılmış olmaktadır. Öte yandan, Phalanx CIWS sistemleri kaldırılmakta, yerine Nokta Hava Savunma sistemi olarak ESSM getirilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanımca Spruance sınıfı gemileri bir hava savunma destroyeri (DG) haline getirecek büyük ve neticede maliyet etkin olmayabilecek modernizasyon çalışmaları yerine asgari olarak ESSM kabiliyeti kazandırmayı amaçlayan mütevazı bir modernizasyon yeterli olacaktır. Bu modernizasyon akabinde arkadaki Mk-29 Sea Sparrow SAM lançeri de sökülebilir ve belki olur a (LOL) bizim büyük çıkarma gemilerine veya lojistik destek gemilerine takılabilir. Bu modernizasyon sonrasında Spruance'lar güçlü bir nokta hava savunma şemsiyesine (RAM, Phalanx, ESSM), güçlü bir ASW desteğine (SH-60 Sea Hawk (Penguin, Hellfire, Mk-46), güçlü bir ASuW altyapısına (Harpoon x8 (16?)) ve güçlü bir kıyı bombardıman altyapısına (2 x Mk-45 127 mm top) sahip olarak olarak faydalı ömürlerinin sonuna kadar (10-15 sene) hizmet edebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;TF-2000 projesini geciktiren sebepler sadece mali sebepler değildir. Aslen TDzKK projeleri kısmen bütçe kısıntılarından daha az etkilenerek yürütülebilmiştir. Burada sorun SM-2 sisteminin uluslararası politikada önemli bir pazarlık aracı olmasında yatmaktadır. Ancak ABD'nin temel müttefikleri bu sisteme sahip olabilmektedir. Benzer bir durum Aster 30 serisi füzeler için de -bu kez Avrupa için- geçerlidir. Türkiye'nin TF-2000 projesi ancak ve ancak bu gemileri gerçek anlamda hava savunma firkateyni/destroyeri haline getirecek hava savunma füzelerinin ve özellikle de Aegis suitinin (veya eşedeğer bir sistemin) devri konusunda politik bir sorun olmaması halinde mümkün olabilir. Eldeki veriler bu konuda politik engellerin aşılmış olduğuna dair bir bilgi içermemektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yunanistan'ın Arleigh Burke isteği de benzeri sınırlamalara tabidir. Yunanistan'ın Kidd sınıfı gemi önerilerini geri çevirmesinde bu noktanın önemli bir etkisi olmuştur. Tayvan'ın Kidd sınıfı gemileri kabul etmesinin nedeni de SM-2 ile birlikte verilmeleri olmuştur (her ne kadar Kidd sınıfı gemiler, Aegis klasında bir sensör kabiliyeti sunmasa da). ABD'nin SM-2 ve Aegis kardeşleri Yunanistan'a verme ihtimali Yunan deniz ticaret filosunun ABD'nin Irak ve Afganistan'a yönelik lojistik destek kampanyasının belkemiği olmasına ve Balkan'larda Makedonya Cumhuriyeti'nin tanınması da dahil olmak üzere Avrupa'ya karşı ABD etkisinin yaygınlaştırılmasını kabul etmesine bağlıdır. Bu da (özellikle ikinci itibariyle) biraz zor görünmektedir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-112600398273987834?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/112600398273987834/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=112600398273987834&amp;isPopup=true' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/112600398273987834'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/112600398273987834'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2005/09/spruance-genel-maksat-destroyerlerinin.html' title='Spruance Genel Maksat Destroyerlerinin Türkiye&apos;ye Transferi'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-112600227592801655</id><published>2005-09-06T13:20:00.000+03:00</published><updated>2005-09-06T13:24:35.933+03:00</updated><title type='text'>Ertelenen Ermeni Konferansı mı, Demokrasi mi?</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;27.05.2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basında yerleşen adıyla Ermeni Konferansı'nın ertelenmesi ülkemiz açısından oldukça olumsuz bir tabloya işaret etmektedir. Bu konuda basında yer alan görüşler durumun vehametini daha da artırmaktadır. Genel izlenim ertelenenin Ermeni konferansı değil de demokrasi olduğu görüşünü pekiştirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;1. Bu toplantı bir bilimsel toplantı mı?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel bir toplantıya konunun tüm taraflarının çağrılması gerektiğini aksi durumda bunun siyasi bir toplantı olarak değerlendirilmesinin doğru olacağı ileri sürülüyor. Bu görüş üç temel eksik içeriyor; ilki bir hafıza sorununa işaret ediyor, ikincisi bilim felsefesi/metodolojisine ilişkin bir soruna, üçüncü ise katılımcıların Ermeni sorununa ilişkin görüşlerinin oldukça kaba bir değerlendirmeyle aynılaştırılarak hepsi de Ermeni soykırımı tezlerini savunuyormuş gibi bir hava yaratılması sorununa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle hafızlarımızı tazeleyelim. Türkiye?de Ermeni sorunu üzerine yapılan bilimsel ve akademik çalışmalarda bugüne kadar ?soykırım? savunucularının davet edilmediği bilinmektedir. TTK Başkanı Sayın Halaçoğlu hangi toplantısında karşıt tezlerin savunucularına yer vermiştir? Ülkemizde bugüne kadar yapılan ?bilimsel? çalışmalar, sempozyumlar ve konferanslarda ?soykırım? tanımını kabul eden hangi tarihçiler söz hakkı elde etmiştir? TTK kurumunda açıkça Ermeni soykırımını savunan kaç tarihçi vardır? Bu soruya bilemediğimiz bir iki istisna dışında bir yanıt oluşturulabileceği kanısında değilim. Öyleyse Türkiye?de yapılan Ermeni meselesi toplantı, araştırma ve çalışmalarını da bu mantığı izleyerek, yani karşıt tarafa söz verilmemiş olması olgusuna dayanarak, bilimsellikten uzak olarak mı nitelemeliyiz? Sanmıyorum. Bir çalışmanın bilimsel sayılması için bilimsel bir yöntemle oluşturulması şartı aranır. Her bir çalışma varsayımdan, teze kadar giden dizge içerisinde takip ettiği yöntemler ve tezlerin ne ölçüde kanıtlanabilir olduğu gibi parametrelerle kendi içerisinde değerlendirilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilimsel toplantıların farklı görüş sahiplerinin katılımıyla oluşturulması gerekliliği gibi bir kural yoktur ve de anlamsızdır. Aynı veya benzer görüşe sahip araştırmacılar kendi aralarında toplantılar yapabilir, görüş alışverişinde bulunabilirler. Bunda ne bilimsel/akademik felsefe ve metodoloji ne de etik anlamda bir sorun bulunmaktadır. Bu toplantıda ileri sürülen tezlerin bilimsel olup olmadıkları ise başka bir boyuttur ve kuşkusuz başka bir paradigma içerisinde teste tabi tutulmalıdır. Hatırlatmak isterim ki bilimsel çalışma taraflıdır, zira bir tez içerir. Bu tez mevcut tezlerle çatışma halinde, destekler mahiyette ve nüanslar içeren bir mahiyette olabilir. Tezleri bilimsel kılan şey yan yana zikredilebilir olmaları değil, kendi içlerindeki bilimsel tutarlılıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan toplantıya katılan kişiler Ermeni meselesi üzerine açıkça farklı görüş sahibidirler (bkz. Aşağıdaki liste) ve aslen tüm katılımcıları aynılaştırma girişimi bilimsellikten uzak bir politik manipülasyona hizmet etme tehlikesi taşımaktadır. Tarif edilen model, yani karşıt tezlere yer verilen toplantı modeli bilimsel değil, politik ve diplomatik toplantılar için daha fazla geçerlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;2. Amaç Ne?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplantının siyasi bir amaca hizmet ettiği konusunda belli çevreler ikna olmuş görünüyor. Ancak öncüller yanlış dolayısıyla varılan sonuç da yanıltıcı. Yukarıda ifade etmeye çalıştığım üzere bu toplantının bilimsel olmadığına ilişkin öne sürülen test parametresi/öncül yanlıştır ve bu yanlıştan yola çıkarak katılımcıları ve organizatörleri gaflet, dalalet söylemi ile eleştirmek en azından haksızlık kategorisine girmekte ve derin bir hoşgörüsüzlüğü gizlemektedir. Üstelik daha da ileri gidiliyor ve ihanet suçlamasında bulunuluyor. Bu görüşlere TBMM?de yer verilmiş olmasına da özel bir vurgu yapılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendimizle çelişmiyor muyuz? TBMM siyasi bir kurumdur. Burada milletvekilleri kendi siyasi oryantasyonları doğrultusunda açıklamalar yaparlar ve açıklamalarında belki de en az aranan şey bunların bilimsel olarak desteklenebilir olmasıdır. Bilimsellik ve tarafsızlık eleştirisinde bulunanların bilimselliğin ve tarafsızlığın asgari koşullarını sağlamaları gerekmez mi? Ülkemizde her konunun ayrıntılı olarak tartışılabilmesi son derece önemlidir. Bu süreçte bize açıkça aykırı gelen, tümüyle yanlış olduğunu düşündüğümüz, bilimsellikten uzak dediğimiz görüşler de dile gelecektir. Gelişmiş bir ülke bu türden yaklaşımlarla ?mücadele? ederken baskı ve tehditlere başvurmaz. Demokrasinin gelişmesi taassubu, ideolojik saflaşmayı, siyasi manipülasyonları asgariye indirir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan en büyük yanlış belli kesim ve şahısların kendi görüşlerini devletin temel ve değişmez görüşü diye algılayarak ve lanse ederek, bulundukları noktadan diğer görüş sahiplerini tehdit etmeye, baskı altına almaya çalışmalarıdır. Üniversitelerimiz bugün içinde bulunduğu ve son TED raporunda da açıkça ortaya çıkan vaziyet gaflet, dalalet ve hıyanet söylemini Demokles?in kılıcı gibi esas tutmaktan başka ülkenin bilimsel yaşamına bir katkıda bulunmayan temel yaklaşımın bir eseridir. Eğitim durumumuz bugün gerçek anlamda bir ulusal güvenlik sorununa işaret ediyorsa bu tam da yukarıda ifade etmeye çalıştığım anlayışların bir sonucudur düşüncesindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akademik yaşamın özgüllüğüne, özerkliğine, özgürlüğüne saygı duymayan, akademik yaşamda neyin, nasıl tartışılması gerektiğine dair görüşlerini bu alana dayatmaya çalışan eğilimler kendilerini ciddi anlamda sorgulamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;----------------&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Hazırlık Komitesi&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Murat Belge (Prof Dr, Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü başkanı), Halil Berktay (Doç Dr, Sabancı Üniversitesi Tarih Programı koordinatörü), Selim Deringil (Prof Dr, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü başkanı), Edhem Eldem (Prof Dr, Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü), Hakan Erdem (Yard Doç Dr, Sabancı Üniversitesi Tarih Programı), Çağlar Keyder (Prof Dr, Boğaziçi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü), Cemil Koçak (Doç Dr, Sabancı Üniversitesi Tarih Programı), Akşin Somel (Yard Doç Dr, Sabancı Üniversitesi Tarih Programı) Danışma Kurulu Fikret Adanır (Prof Dr, Bochum Ruhr Üniversitesi, Almanya) Engin Akarlı (Prof Dr, Brown Üniversitesi, ABD), Taner Akçam (Dr, Minnesota Üniversitesi, ABD), Ayhan Aktar (Prof Dr, Marmara Üniversitesi), Şeyla Benhabib (Prof Dr, Yale Üniversitesi, ABD), Üstün Ergüder (Prof Dr, Sabancı Üniversitesi, İstanbul Politikalar Merkezi Direktörü), Fatma Müge Göçek (Prof Dr, Michigan Üniversitesi, ABD) Nilüfer Göle (Prof Dr, Ecole des Hautes Etudes en Sciences Sociales, Fransa), Cemal Kafadar (Prof Dr, Harvard Üniversitesi, ABD), Metin Kunt (Prof Dr, Sabancı Üniversitesi), Şerif Mardin (Prof Dr, Sabancı Üniversitesi), Oktay Özel (Dr, Bilkent Üniversitesi), İlhan Tekeli (Prof Dr, ODTÜ), Mete Tunçay (Prof Dr, Bilgi Üniversitesi), Stefan Yerasimos (Prof Dr, Paris VIII Üniversitesi, Fransa)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-112600227592801655?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/112600227592801655/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=112600227592801655&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/112600227592801655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/112600227592801655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2005/09/ertelenen-ermeni-konferans-m-demokrasi.html' title='Ertelenen Ermeni Konferansı mı, Demokrasi mi?'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-12040126.post-111304532595455998</id><published>2005-04-09T14:13:00.000+03:00</published><updated>2005-09-06T11:08:18.830+03:00</updated><title type='text'>NIC - Küresel Geleceği Haritalandırmak Raporunda Türkiye</title><content type='html'>Hakan Gürel&lt;br /&gt;6 Şubat 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mine Kırıkkanat'ın Radikal gazetesinde yayınlanan ?CIA'in AB'ye 'Türkiye'yi almayın' raporu? başlıklı köşe yazısında yer verdiği Ulusal İstihbarat Konseyi (National Intelligence Council - NIC) raporu, günümüzün meselelerine ve gelecekteki olası gelişmelere dönük bir beyin fırtınası çalışması. Adı da Mapping the Global Future, Türkçesi ile Küresel Geleceği Haritalandırmak. Metinde 2020 projeksiyonu ile global riskler, gelişmelerde ilişkin öngörülerde bulunuluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konsey'in yapısı aşağıdaki resimde görülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p&gt;&lt;img style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://www.cia.gov/nic/graphics/ic_org.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anlaşıldığı kadarıyla konseyin amacı kuruluşundan bugüne geçen 25 yıl içerisinde "ABD hükümetine ve Merkezi Haberalma Teşkilatına (CIA) hükümet içi ve dışı eldeki en iyi deneyimlere dayanarak günümüzün uluslararası meselelerine değinen geçerli bir ses kazandırmak ve ileride karşılaşılabilecek uluslararası meseleleri tanımlamak ve aydınlatmak olarak belirlenmiştir." (1) Konsey, ABD'nin bir kamusal stratejik düşünce kurumu olduğu anlaşılmaktadır. Konsey bürokratlar ve hükümet dışı kaynaklardan yararlanarak, bu doğrultuda uluslararası düzlemde konferans vb. etkinlikler düzenleyerek toplanan verilerin ABD çıkarları doğrultusunda yorumlanması ve stratejik fikirler çıkarılmasıyla uğraşmaktadır. Konsey CIA'in emir eri değildir. Hatta yapısından anlaşıldığı kadarıyla maksadı başta CIA olmak üzere ABD istihbarat yapısına yorum ve projeksiyon aktarmak olduğundan görece bağımsız bir yapısı bulunmaktadır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sayın Kırıkkanat'ın NIC, CIA'in proje birimidir önermesi son derece yanlıştır. Ancak ileride de göreceğiniz gibi bu ilk yanlış olmayacaktır. Önce bu proje birimi meselesine açıklık getirmeye çalışalım: NIC MİSYONU Ulusal İstihbarat Konseyi İstihbarat Toplumunun (yukarıdaki resimde yer alan toplam 15 kurum ve kuruluş) orta ve uzun vadeli stratejik düşünce merkezidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt; Ana görevleri şunlardır: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;* İstihbarat Toplumunun başı olan Ulusal İstihbarat Direktörünü (DCI) desteklemek. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;* Politika yapıcılara sorularını cevaplandırmak üzere İstihbarat Toplumunu görevlendirme konusunda bir odak sağlamak. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;* İstihbarat Toplumu'nun perspektifini genişletmek üzere akademik hayattan ve özel sektörden sivil (non-governmental) uzmanlara ulaşmak. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;* İstihbarat Toplumunun kendi kaynaklarını politika yapıcıların değişen ihtiyaçlarına göre tahsis teme çabalarına katkıda bulunmak. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;* İstihbarat Toplumunun Ulusal İstihbarat Öngörüleri (NIE) ve diğer NIC ürünlerini hazırlamasına önderlik etmek. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Ulusal İstihbarat Öngörüleri, DCI'nın ulusal güvenlik konularında en geçerli yazılı yargılarıdır. Gelecekteki olayların muhtemel seyrine göre İstihbarat Toplumunun koordineli yargılarını içerir. NIC'in hedefi politika yapılara analitik yargıların ABD politikasına uygun olup olmadığına bakılmaksızın en iyi, en cilasız ve en önyargısız bilgileri sağlamaktır."(2) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şimdi raporun içeriğine ve Mine Kırıkkanat'ın alıntıladığı bölüme bakalım: "&lt;em&gt;AB'nin dünya gidişatına etkisini siyasal bütünlüğü belirleyecektir. Oysa AB'nin 10 yeni üyeye genişlemesi, birlik kurumlarının kökleşmesini, stratejilerde ortak bir vizyon geliştirilmesini, dış politika ve savunmada bütünlük sağlanmasını frenleyecektir. YOĞUN MÜSLÜMAN NÜFUSUYLA Türkiye'nin üye alınması, birlikte 'fren motoru' görevi üstlenecek ve AB'nin her türlü gelişimini durdurduğu gibi, uluslararası etkinlikte büyüklüğüne orantılı başrol almasını engelleyecektir. Türkiye'nin üyeliği, AB'yi parçalamak ya da dağıtmak riski taşımaktadır.&lt;/em&gt;" &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu metni raporda aradığınızda bulamıyorsunuz. Neden mi? Çünkü, alıntı metni kısaltılmış ve birleştirilmiş. Başka bir deyişle rapor metninde böyle bütünlüklü bir paragraf yok. Önce metnin aslına bakalım, sonra bu alıntı kültürü üzerine görüşlerimizi belirtelim: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;"&lt;em&gt;Pek çok kriter -pazar büyüklüğü, tek para birimi, yüksek oranda kalifiye iş gücü, istikrarlı demokratik hükümetler, birleşik bir ticaret bloğu ve GDP- göz önünde tutulduğunda genişletilmiş bir Avrupa'nın uluslararası sahnede ağırlığını artırma yetisi olacaktır. Kavşak noktasında bulunması ve nüfusunun -özellikle de yeni üyelerin katılımıyla- giderek artan çeşitliliği hem güneyde İslam Dünyası ve Afrika'yla, hem de doğuda Rusya ve Avrasya ile güçlü bağlar kurması konusunda benzersiz bir yetenek kazandırmaktadır. Avrupa'nın dünya sahnesinde etkiniğini artırma derecesi daha geniş bir siyasi uyumu gerçekleştirebilmesine bağlıdır. Kısa vadede, on yeni doğu Avrupalı üyenin birliğe alınması, Avrupa Birliği'nin (AB) dış ve güvenlik politikalarında uyumlu ve ortak bir "stratejik vizyon"un geliştirilmesi için gerekli olan AB kurumlarının derinleşmesi çabasına muhtemelen bir "engel" oluşturacaktır. &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;- Brüksel'in İrlanda, İspanya, Portekiz ve Yunanistan'ın Ortak Pazar'a katıldığı 1970'ler ve 1980 başlarındaki genişlemeden farklı olarak Orta Avrupalıları hızla AB'nin geri kalan üyelerinin ekonomik düzeyine getirecek yapısal fonlar sınırlıdır. &lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;em&gt;- Muhtemel Türk üyeliği -Türkiye'nin boyutları ve dinsel, kültürel farklılıkları nedeniyle- her iki zorluğu da içerdiği gibi karşılıklı anlayış ve mutabakat sağlandığı takdirde fırsatları da içermektedir. Problemler üzerinde çalışırken, Avrupa'nın kendi büyüyen Müslüman nüfusunu yerleştirmesine (accommodate) ve entegre etmesine yardımcı olacak bir yol bulunabilir."&lt;/em&gt; (3)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;Bu metnin özeti, Sn. Kırıkkanat'ın köşe yazısında yer alan alıntı olamaz. O alıntı, akademik ve bilimsel etik açısından sorunlu bir biçimde kasıtlı olarak belli yerler dışarıda bırakılarak, birbirinden ayrı şıklarda farklı bağlamlarda ele alınan cümleler sanki birbirini izliyormuş izlenimi yaratılmak suretiyle birleştirilerek ve yönlendirici çeviri yapılarak, ("drag = engel" sözcüğü yerine "fren motoru" vb. gibi karşılıklar bulunarak) oluşturulmuştur. 120+ sayfalık raporda Türkiye'nin AB üyeliği ile ilişkili sayılabilecek iki bölümden birisi budur (diğeri aşağıda) ve raporun sırf bu bölümlerin varlığı nedeniyle AB Zirvesinin yapılacağı Aralık ayına yetiştirilmiş olduğunun ileri sürülmesi mümkün değildir. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Sayın Kırıkkanat, "&lt;em&gt;raporun en orijinal bölümü ve en beklenmedik yorumu 'neyle' ilgiliydi, bilin bakalım. Türkiye'nin olası AB üyeliğiyle, sayın seyirciler!&lt;/em&gt;" diyebilmektedir. İlgili alıntıda Türkiye'yi almayın gibi bir ifade ya da bu anlama gelebilecek bir bölüm bulunmadığı gibi, raporun en ilginç bölümünün Türkiye ile ilgili olması iddiası ise yanlıştır. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Raporda Türkiye ya da Türk (Turkey, Turkish) anahtar kelimeleri ile araştırma yaptığınızda şu sonuçlar alınıyor: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Turkey: &lt;/p&gt;&lt;p&gt;A. Yukarıda verilen bölüm. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;B. Türkiye, Cezayir, Tunus ve Lübnan gibi Arap ve İslam ülkelerinin de aralarında bulunduğu bazı gelişmekte olan ülkeler de uzun vadeli nüfus istikrarını korumak için gerekli olan kadın başına 2.1 çocuk seviyesinin altına düşmektedir.(4) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu konu Sayın Kırıkkanat'ça ilginç bulunmamış, oysaki son derece düşündürücüdür. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;C. Eğer (ekonomi politikaları alanında-ç.n.) hiçbir değişiklik yapılmazsa Avrupa'da daha öte bir genel yavaşlama yaşanabilir ve tek tek ülkeler hükmi üyeler olarak kalsalar da özellikle dış politika alanında kendi yollarını seçebilirler. Böyle bir senaryoda genişleme muhtemelen mevcut üyelerle sona erecek ve Türkiye ve Balkan ülkelerinin üyeliğini mümkün olmaktan çıkaracaktır, Rusya ve Ukrayna gibi uzun vadeli olasılıklar da tamamen devre dışı kalacaktır. Yalnızca büyüme oranlarını yüzde bir veya iki düzeyinde tutmak için gerekenlerle yetinilmesi bir nebze genişleme getirebilir ama Avrupa kendi boyutlarıyla orantılı uluslararası bir büyük rol oynayamayacaktır. (5) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;D. Yamal-Europa ve Mavi Akım boru hatlarından yapılan teslimatlar Rusya'nın AB ve Türkiye'ye gaz satışlarını 21. Yüzyılın ilk on yılı içerisinde 2000 düzeylerine göre %40 oranında artırmasına yardımcı olacaktır.(6) &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Turkish diye arama yaptığınızda ise yukarıda A maddesinde ele aldığım konu karşımıza çıkıyor. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;ABD'nin belli kanatlarının (örneğin bazı neo-Con'ların) Türkiye'nin AB'ye yaklaşmasının Ortadoğu'da ABD karşıtı politikalar izlemesine neden olabileceğini ve İsrail ile ilişkilerini zedeleyebileceğine dair görüşleri bulunmaktadır. Dolayısıyla ABD'de Türkiye'nin AB'ye girmesinden endişe duyan kesimler bulunmaktadır. Burası biliniyor. Ne var ki artık ABD karşıtlığının siyasi, ekonomik, kültürel vb. rasyonel gerekçeler alanından çıkarılıp paranoyalar düzeyinde icra edilmesi memleketimizin hayrına değildir. Bunun yalan, yanıltma, şaşırtmaca üzerinden yapılması ise algı kapasitemizi aşmaktadır. Sayın Kırıkkanat neden böyle bir şeye tevessül ediyor, anlamakta güçlük çekiliyor. Raporu hiç okumadığı ya da kendisine gelen bilgileri hiç kontrol etmediğini düşünülüyor. Köşe yazarlığı son derece sorumluluk isteyen bir iş; eline kalemi alan, bu kalemi halkın gözünü çıkarmak için değil, açmak için kullanmalı. &lt;/p&gt;&lt;p&gt;Dipnotlar (1) BRIEF NIC HISTORY &lt;a href="http://www.cia.gov/nic/NIC_history.html" target="_blank"&gt;http://www.cia.gov/nic/NIC_history.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(2) NIC MISSION &lt;a href="http://www.cia.gov/nic/NIC_about.html" target="_blank"&gt;http://www.cia.gov/nic/NIC_about.html&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(3) "By most measures ?market size, single currency, highly skilled work force, stable democratic governments, unified trade bloc, and GDP?an enlarged Europe will have the ability to increase its weight on the international scene. Its crossroads location and the growing diversity of its population?particularly in pulling in new members?provides it with a unique ability to forge strong bonds both to the south with the Muslim world and Africa and to the east with Russia and Eurasia. The extent to which Europe enhances its clout on the world stage depends on its ability to achieve greater political cohesion. In the short term, taking in ten new east European members probably will be a ?drag? on the deepening of European Union (EU) institutions necessary for the development of a cohesive and shared ?strategic vision? for the EU?s foreign and security policy. ?Unlike the expansion when Ireland, Spain, Portugal and Greece joined the Common Market in the 1970s and early 1980s, Brussels has a fraction of the structural funds available for quickly bringing up the Central Europeans to the economic levels of the rest of the EU.&lt;br /&gt;?Possible Turkish membership presents both challenges?because of Turkey?s size and religious and cultural differences?as well as opportunities, provided that mutual acceptance and agreement can be achieved. In working through the problems, a path might be found that can help Europe to accommodate and integrate its growing Muslim population."&lt;br /&gt;Mapping the Global Future, NIC. Report of the National Intelligence Council?s 2020 Project, Based on consultations with nongovernmental experts around the world. December 2004. s.56-57&lt;br /&gt;(4) A.g.e. s.9 (Alıntı - Nicholas Eberstadt, ?Four Surprises in Global Demography,? Foreign Policy Research Institute?sWatch on the West, Vol 5, Number 5, July 2004.) (5) A.g.e. Can Europe become a super power? s. 61 (6) A.g.e. s.63 Kaynak metin: CIA'in AB'ye 'Türkiye'yi almayın' raporu. Mine G. Kırıkkanat. Radikal Gazetesi, 4 Şubat 2005 Hakan Gürel 6 Şubat 2005&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/12040126-111304532595455998?l=modusstrateji.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://modusstrateji.blogspot.com/feeds/111304532595455998/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=12040126&amp;postID=111304532595455998&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/111304532595455998'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/12040126/posts/default/111304532595455998'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://modusstrateji.blogspot.com/2005/04/nic-kresel-gelecei-haritalandrmak.html' title='NIC - Küresel Geleceği Haritalandırmak Raporunda Türkiye'/><author><name>Savunma ve Strateji</name><uri>http://www.blogger.com/profile/01574208064611564312</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://img136.imageshack.us/img136/6374/av5min2bi.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
